Kur korumalı TL mevduatı dolar şokuna uğrayanlara çare olur mu?

ANIL CAN TUNCER

@tunceranil

Eski Kamu Finansmanı Genel Müdürü M. Coşkun Cangöz, iktidarın duyurduğu adımların aceleyle raftan indirilmiş olma ihtimalinin yüksek olduğuna dikkat çekti. Cangöz, kur korumalı mevduatın son üç-dört ayda döviz alanların zararını telafi edebilecek bir getiri vermeyeceğini belirtirken, kamunun önemli bir mali yük altına girmesini olası görüyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 20 Aralık akşamı yeni ekonomik tedbirleri açıklamıştı. Buna göre TL mevduat sahipleri, mevduatın sonunda eğer artış varsa döviz farkını devletten alacak. Bu farkı Merkez Bankası’yla Hazine ve Maliye Bakanlığı karşılayacak.

Erdoğan’ın duyurduğu adımlar kurdaki hareketliliği biraz olsun durdurdu. Ancak TL’de geçen seneye göre kayıp hala yüksek oranda.

Tedbirlerin açıklandığı gün ve ertesinde Merkez Bankası verilerine bakıldığında rezervlerde 8,5 milyar dolarlık azalma görülüyor. Bu durum MB’nin ‘arka kapıdan’ dolar sattığı iddialarına yol açtı. Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati, konuyla ilgili ‘her türlü aracı kullanırız’ dedi.

Fakat bu durum, Merkez Bankası rezervlerini daha da zorlayacak gibi duruyor. CHP’nin raporuna göre Merkez Bankası’nın net rezervleri eksi 50 milyar dolarda. Üstelik bu rakama geçen hafta yapılan satışlar dahil değil.

Diğer yandan Merkez Bankası net uluslararası rezerv verisindeki düşüş, yurt içi yerleşiklerin güçlü döviz talebinin devam ettiğini de gösteriyor. MB’nin olası döviz satışlarının geçen haftaki hızda devam edip etmeyeceği dolar kurunun seyri için birinci derece önemde olacak.

Açıklanan sistemde mevduat faizinden daha fazla artarsa devreye Merkez Bankası ile Hazine ve Maliye Bakanlığı girecek. Fakat bu yükü Merkez Bankası ve Hazine sırtlayabilecek mi?

Dünya Bankası’nda da görev almış, eski genel müdür Cangöz’e sorduk.

‘DÇM ile KKM arasındaki benzerlik sınırlı’

İktidarın geçen hafta duyurduğu ekonomi adımlarını Türkiye’de 1960’larda uygulanan ‘Dövize Çevrilebilir TL Mevduat Hesapları’ (DÇM) kavramını akla getirdi. Yeni programla DÇM’leri karşılaştırırsak, bugün için ne gibi çıkarımlar yapabiliriz? Bu uygulama için Turgut Özal’ın “1970li yıllarda o zaman kendilerini akıllı, uyanık sananlar böyle bir yol buldular. Tam 221 bankaya borçlandık ve Türkiye bunları ödeyemedi” açıklaması bugünlerde çok paylaşılıyor. Ancak bu açıklamaya rağmen geçen günlerde Erdoğan, yeni programla ilgili ‘’Türk Lirası, Türk Lirası, alışacaksınız buna. Bu işi rahmetli Özal yapmıştı. Türk Lirası’nın onurunu kurtarmıştı. Şimdi aynı şeyi biz yapıyoruz’’ dedi. İktidar, Özal’ın yaptığını mı yapıyor? Ya da gerçekten ne yaptığını biliyor mu?

Açıklanan ekonomik adımlar kur korumalı mevduat (KKM) temele alınarak oluşturulmuş gibi görünüyor. BES’te devlet katkısının artırılması, DİBS’te stopajın sıfırlanması gibi adımlar Türk Lirası cinsi tasarruf ürünlerinin cazibesinin artırılmasına yönelik. Öğrencilere verilen bursun artırılması ise bu kapsamda değil ve daha çok 3600 ek gösterge, asgari ücretin artırılması gibi erken seçim habercisi niteliğinde bir adım olarak değerlendirilebilir.

Öte yandan DÇM ile KKM arasındaki benzerlik kur farkının devlet tarafından karşılanması ile sınırlı zira 1960’larda sermaye hareketleri serbest değildi ve DÇM’lerle yurt dışından döviz girişi sağlanmaya çalışılmıştı. Günümüzde ise sermaye hareketleri serbest ve KKM ile esasen yabancı para talebinin azaltılması amaçlanıyor.

Özal döneminde 24 Ocak 1980 kararlarıyla yüzde 30’un üzerinde devalüasyon yapılmış, dış ticaret serbestleştirilmişti. 1989’da ise 32 sayılı kararla kambiyo rejiminde tam serbestliğe geçildi. Ancak bu sürece hazırlıksız giren Türkiye 1990’lı yılları krizlerle yüksek enflasyonla geçirdikten sonra 2001 krizini yaşadı. Bu bağlamda uzun yıllar yüksek enflasyonla aşınan TL’nin onurunun kurtarılması tartışması yapmak ne kadar yerinde bilemiyorum. Kaldı ki sadece kurdaki düşüşe bakarak, KKM’nin DTH’larda ne kadar azalmaya ve TL mevduatlarında ne kadar artışa yol açtığına ilişkin verileri görmeden bir yorum yapmak için erken olduğun düşünüyorum.

‘Aceleyle raftan indirilmiş olma ihtimali yüksek’

Kur korumalı mevduat uygulaması birden bire mi akla geldi? Neden bu ‘ürüne’ geçilmesi için doların 18’leri aşması beklendi? Enflasyona karşı parasını korumak isteyen geniş kesimlerin dolar aldığı ve 20 Aralık operasyonuyla birlikte büyük zarar ettiği görülüyor. Peki o zaman bu uygulama gerçekten kimi korumak için yürürlüğe alındı?

Yasal çerçeve oluşturulmadan ve bütçeye bir ödenek konmadan KKM’nin başlatılması biraz aceleye getirilmiş bir şekilde uygulamaya geçildiğini gösteriyor. KKM’nin daha önce üzerinde çalışılan bir fikir olduğu, ancak döviz kuru hükümetin bile yüksek gördüğü seviyelere çıkınca aceleyle raftan indirilmiş olması ihtimali yüksek.

Doların belli seviyelerine ilişkin olarak iktidarın bazı limitleri var gibi görünüyor. Daha önce de farklı seviyelerde Uğur Gürses’in ‘arka kapı satışları’ diye adlandırdığı yöntemle dövize örtülü müdahaleler yapıldığını görmüştük. Neticede bu müdahaleler bizi 128 milyar dolar tartışmasına getirdi. Belli ki net rezervin de negatif seviyede seyrettiği bir dönemde iktidarın kırmızı çizgisi 17’lerin üzeriymiş. Hazine ve Maliye bakanının da konuşmalarından anlaşıldığı üzere halkın döviz talebini kırmak için bir tür ‘dövizle oynayanın eli yanar’ mesajı verilmek istenmiş olabilir.

‘Zararı telafi etmez’

Eylül ayının başında dolar kuru 8,5 seviyesindeydi. Arada geçen üç-dört aylık süre sonunda 17-18 seviyesine çıktı. KKM’nin ise MB faizi üzerine maksimum üç puan faiz vermesi söz konusu. Yani en azından MB faiz indirimine gidene kadar yıllık faiz oranı maksimum yüzde 17 olacak. Dolayısıyla KKM geçen üç-dört ayda döviz alanların zararını telafi edebilecek bir getiri verecek gibi görünmüyor. Ancak bunun dışında çeşitli nedenlerle dövizden TL’ye geçmek isteyen tasarruf sahipleri için bir seçenek olabilir. Kaldı ki bankaların da yüksek hacimli mevduatlara özellikle bilanço dönemlerinde yüzde 17’nin oldukça üzerinde faiz verdikleri biliniyor.

‘Kamunun önemli bir mali yük altına girmesi olası’

Kur, mevduat faizinden daha fazla artarsa devreye Merkez Bankası ve Hazine girecek. Bu ödeneğin henüz yasada bile yeri yok. Kervan yolda nasıl dizilecek? Maliye politikasının alanları düşünüldüğünde, hazineye böyle bir görev verilebilir mi?

İlk KKM açılması sonrasında vadeye üç ay olacağı için iktidar bu süre zarfında gerekli düzenlemeleri yapmayı planlıyor olsa gerek. Ancak gelecek üç aylık dönemde enflasyonun artması beklentisi oldukça yüksek. Kur artışı da benzer şekilde olursa kamunun önemli bir mali yük altına girmesi olası görünüyor. Ekonomist Kerim Rota, eğer KKM 2018 yılından bu yana uygulanmış olsaydı ve mevduatın yüzde 20’si bu ürüne kaymış olsaydı bütçeye yük olarak 2018 yılında 100 milyar, 2021 yılında ise 125 milyar TL geleceğini hesaplamış. 2022 yılında 2018 ve 2021 yılındaki gibi yüksek kur artışları yaşanmasa bile bütçeden KKM sahiplerine ödeme yapılması kuvvetle muhtemel ve bu ilave yük 2022 bütçesinde programlanmış değil.

‘Bütçede çok alan olmadığı görülüyor’

Maliye tanımlı bütçe dengesi (yani MB ihtiyat akçesi dahil her türlü gelirin kaydedildiği tanım) iyi görünüyor. Ayrıca merkezi yönetim borç stoku da yüzde 40’ın altında. Bu veriler bir mali alan olduğu izlenimi veriyor olsa da program tanımlı faiz dışı bütçe rakamlarına bakıldığında (bir defalık gelirlerin ayıklandığı tanım) bütçenin 2016 yılından 2021 yılına kadar faiz dışı açık vermesi yapısal sorunlara işaret ediyor. Aralık ayında bir sürpriz olmazsa beş yıl sonra ilk defa 2021 yılında program tanımlı faiz dışı açık verilmemiş olacak. Faiz dışı açık, borç dinamiklerini de olumsuz etkileyen, borcu büyüten bir faktör. Kaldı ki devlet borç hesaplarında ve bütçede olmayan 160 milyar dolar seviyesindeki KÖİ sözleşmeleri de dikkate alındığında bütçede aslında çok fazla alan olmadığı görülüyor.

Türkiye’yi yakından takip eden Timothy Ash, iktidarın yaptığı hamlelerle alay ederek ‘30 senedir böylesini görmedim’ diyor. Bu yapılanların dünyada benzer bir örneği var mı?

Kurun müdahale ile bu kadar keskin bir şekilde düşürülmesi özellikle küçük yatırımcıların kur şoku yemesine ve tasarruflarını kaybetmelerine yol açtığı için başka bir örnek olduğunu zannetmiyorum.

‘Olası görünmüyor’

Kamu Finansmanı genel müdürlüğü yapmış birisi olarak, hükümete güven sorunu, enflasyon ve ABD Merkez Bankası’nın olası hamleleri düşünüldüğünde bu programın sürdürülebilir olduğunu düşünüyor musunuz? Yeni program parasal genişleme dahil hangi riskleri içinde barındırıyor?

Enflasyonun ocak şubat döneminde yüzde 30’lar seviyesine çıkması öngörüleri var. Mevduat faizleri ise 16-18 bandında. KKM faizi de maksimum yüzde 17 olacak. Aradaki fark çok büyük ve bu durum TL’den kaçışın temel nedenlerinden birisi. Enflasyon kalıcı bir şekilde düşürülmediği müddetçe ve negatif reel faiz verilmeye devam edilerek dolarizasyonun önüne geçilmesi olası görünmüyor. Diğer ülkelerde artan enflasyon baskısına karşı faiz artırımlarının gündeme gelmesiyle birlikte TL üzerindeki baskı da artacaktır. Net rezervlerin negatif olması ise TL’ye yardımcı olmayacaktır. Dolayısıyla 10 yıldan fazla süredir devam eden yurt dışındaki elverişli şartların yani finansmana erişim koşullarının değişeceğini not etmek gerekiyor. Yurt içinde ise enflasyon ve buna bağlı olarak faiz ve kur artışı bekleyebiliriz.

Kuru koruyacak kaynaklar tükendi: Merkez Bankası’nın net rezervi eksi 50 milyar dolar

‘Dövize endeksli TL mevduat’ta ayrıntılar belli oldu

Erdoğan, ‘yeni ekonomik tedbirler’i duyurdu

Erdoğan, ‘yeni ekonomik iklim’ için yaz aylarını işaret etti

10 soruda kur korumalı TL hesaplar: Vadeler, getiri, giriş-çıkış, bankalar