Yaklaşık 10 bin doğum yaptıran, 5 binin üzerinde tüp bebek tedavisi uygulayan 36 yıllık kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Doç. Dr. Cihangir Çakıcı da mesleğini yurt dışında sürdürme kararı aldı. 66 yaşındaki jinekolog, “Artık bıktım” dedi.
Türkiye son yıllarda, kendi ülkesinde gelecek göremeyen genç hekimlerin yurt dışına gitme çabasını ve göçlerini konuşuyor. Avrupa ülkeleri, ABD ve Kanada’da mesleğini sürdürme kararı alanlar sadece gençler değil. Deneyimli hekimler de daha huzurlu çalışacağını düşündüğü ülkelere göçüyor.
Ankara’nın tanınan hekimlerinden ve ilk tüp bebek uzmanlarından Çakıcı, kurucusu olduğu Muayenehaneler Derneği’nin başkanlığını da bırakıyor.
Çakıcı’yla ona bu radikal kararı aldıran koşulları konuştuk.

Çakıcı bitmeyen bir stresle çalışmanın güç olduğunu söyledi. Ülkedeki hekimlik yapma koşullarının düzeleceğine dair umudunu kaybettiğini belirten Çakıcı şöyle devam etti:
“Yıllarca elimden geldiği kadar mücadele ettim ama artık yeter. Yoruldum, bittim… Vicdanım rahat. Bu yaşıma kadar hizmetimi yaptım. Devlette olsaydım emekli ederdi ama Birleşik Krallık beni kabul ediyor.
Orada kliniğimi açacağım. Vergini verdikten sonra iyi vatandaşsın ve hatta iyi bir statüdesin. En azından buradaki korkularımız olmayacak.”
‘Devletin şefkatini hissetmiyoruz’
Gelinen noktada hekimlik deneyimi ve becerisinin dahi sorgulandığını ifade eden Çakıcı şunları söyledi:
“Vatandaş ‘Seni şikayet edeceğim’ diyor. ‘Neyi şikayet edeceksin diyoruz?’ diye soruyoruz, ‘Bana iyi davranmadın’ veyahut ‘Bunu atladın’ deniyor. 28 yaşındaki hastaya (gebe) amniyosentez yapmazsınız. Hem kendi çektiğiniz hem de detaylı ultrasonografisi normal gelmiş. Buna rağmen mahkemeler ‘anti doktor’ davranıyor. ‘Doktor suçludur’ diyor, 10-20 milyon lira ceza kesiyorlar. Bu doktorları ürkütüyor.
Normal (vajinal) doğum yapalım diye kampanyalar yapılıyor. ‘Doktorlar normal doğum yaptırtmak istemiyor’ deniyor. Doktor desteklenmiyor. Beş yıldır gebe takip etmiyorum. Halbuki ben Ankara’nın en çok normal doğum yaptıran doktoruydum. Normal doğumda elbette ki bazı komplikasyonlar, bazen de hiç beklemediğiniz bir anda olur. Böyle bir şey başıma geldiği zaman ben niye 5-10 milyon lira tazminat ödüyorum? Sezaryenin de kendine göre riski var. Doktor olarak çıkmaza giriyorum.
Vatandaşı memnun etmek için bize ezdiler. Sonuçta her yönden sıkıştırılıyoruz. Sıkıştırınca da doktorlar bir süre sonra haliyle ‘Yeter’ diyor.
Arkamızdan gelen yeni nesil ‘riskli branşlar’ı seçmiyor. Bakın kadın doğum, beyin cerrahisi gibi branşlar artık tercih edilmiyor. Bunlar kıymetli branşlardı ve Türkiye’nin en iyi doktorları bu uzmanlıklarda eğitim alırlardı.
Ülke yetişmiş hekimlerini kaybediyor. İyi hekimler geri çekiliyor. Yurtdışına gidiyor. Devletin şefkatini hissetmiyoruz. Bize yönelik ciddi bir antipati var.
Yani düşünün ki bir baba (devlet), sürekli çocuğunu suçluyor. O çocuk babaya güvenebilir mi? Devlet herkese eşit davranmalı, bizi korumalı. Eğer bir yaramazlık yaparsak da kulağımıza çekecek. Ama sürekli vurmayacak, eziyet etmeyecek. Hekime yazık değil mi? Hekim de kazanmak, çocuklarını iyi ortamlarda yaşatmak, okullarda okutmak istiyor.”
‘Müfettişler gelir sorguluyor, her yıl ayrıca harç alınıyor’
Hazine ve Maliye Bakanlığı muayenehane hekimleri üzerinde de büyük bir baskı kurdu. Kayıtdışılıkla mücadele, vergi adaleti adına muayenehanelere müfettişler gönderiliyor. Giren, çıkan hastalar sayılıyor. POS cihazı kayıtlarına bakılıyor.
Diğer yandan muayenehane açılışında bir kez alınan ruhsat ve muayenehane uygunluk belgesi harçları artık her yıl tahsil edilecek. Hekimler her yıl harç bedeli olarak 40 bin lira ödeyecekler. Yabancı hastaya hizmet verebilmek içinse Sağlık Bakanlığı’nın kurduğu kamu iktisadi teşekkül Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş.’den (USHAŞ) yılda 120 bin liralık harç karşılığında yetki belgesi alma zorunluluğu getirildi.
Çakıcı defalarca vergi rekortmeni olmasına rağmen bugün gelirinin sorgulandığını anlattı:
“10 sene önce birkaç yıl üst üste vergi rekortmeni olmama bakarak ‘Şimdi geliriniz niye bu kadar düştü’ diye soruyorlar. Bunu bana bir düşmanca tavır içerisinde söylüyorlar.
Tabii ki vergimizi verelim ama önümüzü kesmenin anlamı yok. Gelirlerimiz azaldı. Giderlerimiz yüksek. Kazancımız masrafımızı bile karşılamıyor. Birçok arkadaşım çok az kazandı, devam ettiremedi.
Vergi vermek mesele değil. Doktor vergi kaçırmak istemez. Yeter ki makul olsun, onu yaralamasın. Ama sürekli baskı var. ‘Gelirin düştü’ diye suçlanıyoruz. Denetim adı altında sıkıştırılıyoruz. Maliye ‘Kazanıyorsundur arkadaş, ödeyeceksin’ diyor.
Özel hastanelerde hizmet pahalı. Gerekli gereksiz çok fazla tahlil isteniyor. Devlet hastanelerinde teşvik (performans) veriliyor. Muayenehane hekimine gitmeyi tercih eden hastalar var. Ama muayenelerin önünü kapamaya çalışıyorlar. Birçok arkadaşım çok az kazandı, bu işi devam ettiremedi. Devletin her yıl almaya başladığı harç çok önemli bir miktar değil ama tavır yanlış.
Doktor tüccar değil ki. Özel hastaneler de doktorlarına şirket kurdurdu. Gelinen noktada bakkallar, süpermarketlere karşı. Yeni mezun bir hekimin muayenehane açmasının önü neredeyse tamamen kesildi. Sonuçta tüm bunlardan halk zarar görecek.”
‘Korkuyla yaşıyoruz’

Sağlıkta şiddetin de önemli bir sorun olduğuna dikkat çeken Çakıcı, hekimlerin kendilerini güvende hissetmediğini söyledi:
“Artık bir hasta ya da yakını tarafından saldırıya uğrama korkusuyla çalışıyoruz. Çok korkunç bir şey bu. Toplum o kadar dejenere oldu ki vurmak, dövmek, yaralamak, öldürmek normalleşti.
Bu şartlarda devam edilecek bir meslek değil. Biz hekimler kahraman bir şekilde devam etmeye çalışırken devlet arkamızda değil.
Zaman zaman göstermek birkaç adım atılsa da sürekli sıkıntılı haldeyiz. Niye bizi üzüyorlar, bunu anlamıyoruz.”
Sağlık bakanları bizleri muhatap almıyor
Sağlık Bakanlarının hastane patronlarıyla görüşüp yasal düzenlemeleri onlarla yaparken, meslek örgütleri ve derneklerin tüm randevu taleplerini reddettiğini anlatan Çakıcı, şöyle devam etti:
“Beraber bir noktaya getirebiliriz diye düşünürken hiç dikkate alınmadık. Bakanlardan, genel müdürlerden her randevu talebimiz reddedildi. Bizimle görüşmüyorlar bile. Hastane patronlarıyla görüşürler, kanunlar onlara göre yaparlarken bizim fikrimiz alınmıyor. Doktorlukla alakası, tecrübesi olmayanlar sınırlamalar getiriyor.
Herkesin önünü açıp Türkiye’nin gelirini arttırmak varken belli gruplar kazansın, belli gruplar da kazanmasın istendi.
Özellikle önceki bakan (Fahrettin Koca) bu konuda çok agresifti. Hep bizim aleyhimizde işledi süreç. Şu anda muayenehane açmak isteyen genç hekimler ne yapacak? Nasıl ameliyat yapacak? O kadar belirsiz ki… Yeni muayenehane açacakların önü tamamen kesildi. Çok ciddi bir düşmanlık var. Bizi baltalamaya çalıştılar.
Hekimleri aşağıya çekiyorlar. Çok iyi yetişmiş hekimler emekli olduklarında muayenehane açmaktansa evlerinde oturmayı tercih ediyor. Yazık değil mi o birikime? Muayenehaneler Derneği başkanı olarak artık bu işten bir sonuç alamayacağımızı düşünmeye başladım. Ben artık ayrılıyorum.”