14 Şubat'ta aşka tövbe etmek için 10 film

Bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Her çiftin birbirine hediyeler ve çiçekler aldığı, sevgilisi olmayanların olanlara gıptayla baktığı garip bir gün. Ama gerçekten de herkesin ilişkisi böyle samimi ve güzel mi? İşte bu sorunuza yanıt vermek ve size ‘İyi ki aşık değilim, bu ülkede çekilecek dert değil’ dedirtecek 10 filmi derledik.

Filmleri yalnızken izleyip, ‘ne hikayeler var, aman evlerden ırak’ demeniz pekala mümkün.

Listeyi tabii ki Issız Adam’la açıyoruz.

‘Issız Adam’ (2008)

Çağan Irmak’ın yazıp yönettiği bu film zamanında herkesin diline Ayla Dikmen’in ‘Anlamazdın’ şarkısını pelesenk etmişti.

Filmde Alper ve Ada kısa sürede birbirine aşık olan iki karakterdi.

Her şey iyiydi, hoştu, hatta kaynanası Ada’yı çok sevmişti. Ta ki Alper “Ada, ben ayrılmak istiyorum” diyene kadar. Durup dururken gelen bu ayrılık isteği filmi izleyen tüm kadın izleyicilerde ıssız adam olmasa da, Alper sendromuna neden olmuş olabilir.

Filmden sonra kadınlar, uzak durulması erkekler kategorilerine bir yenisini ekledi. Ve tabii ki ilişki literatürüne bir de bu eksikmiş gibi ‘ıssız adam’ kavramı girdi.

‘Marriage Story’ (2019)

Noah Baumbach’ın bu çok tartışılan filminin oyuncu kadrosu oldukça zengin. Kimler yok ki filmde: Adam Driver, Scarlett Johansson, Laura Dern.

Elbette ki filmin nesi tartışıldı diyeceksiniz, gösterildiği ilk günlerde feminist mi değil mi diye bir kesim birbirine girmiş, gereksiz övülen senaryosu da tiye alınmıştı.

Fakat filmin en önemli özelliği bir boşanma sürecini en gerçekçi haliyle anlatabilmiş olması.

İlişkiler, beraberlikler, flörtler her şey çok kolayca bitebilir. Ama bir evlilik öyle çat diye kolay bitebilir mi? Her bitemeyen evliliğin arkasında çoğunlukla bir erkek bazen de bir kadın vardır. Taraflardan biri mutlaka sürdürmek için üçüncü dünya savaşı çıkarır.

Tükenmiş bir ilişki, ayrılmamak isteyen o kişinin gözüne birden tozpembe gözükür. ‘Ben eşimi seviyorum sayın hakim’e kadar türlü klişeyi ve sonuç olarak kaybedilmiş bir ilişkinin yasını izleyebileceğiniz bir film Marriage Story.

‘Narsistle Aşk’ (2023)

Çoğunuz diyeceksiniz ki ben zaten bunu yaşadım, izlememe gerek yok.

Yönetmen Valérie Donzelli burada bir narsistin hayatındaki kişiyi kontrole almak için yapabileceklerinin sınırının olmadığını gösteriyor.

Dünyanın en harika erkeğiyle evlendiğini düşünen, sevdiği bir işi olan, güzel ve özgüvenli Blanche’ın hayatının nasıl karartıldığını izlemek isteyenlere bu film önerilir. (Merak etmeyin filmin sonunda iyi şeyler oluyor.)

‘Duvara Karşı’ (2004)

Fatih Akın’ın yarısını Almanya’da yarısını Türkiye’de çektiği bu film, seyirci için artık kültün de ötesinde.

Ailesinin baskısından bunalan Sibel ile kaybedecek bir şeyi kalmamış bir adam olan Cahit’in kesişen hikayesi, ikiliyi bambaşka bir yolculuğa çıkarıyor.

Formaliteden yapılmış bir evlilik, hem aşkı hem ayrılığı beraberinde getiriyor.

Filmde bar sahnesinde Birol Ünel’in canlandırdığı Cahit’e Güven Kıraç’ın canlandırdığı Şeref karakteri şöyle der: “Aşk ne demek sen biliyor musun, aşk böyle lunaparktaki tahta ata benzer. Bir ileri bir geri, sanki bir yere gidiyormuşsun gibi bir his. Bir s*kime gittiğin yok.”

‘In the Mood for Love’ (2000)

Wong Kar-wai’nin senaryosunu yazmadan çektiği bu film, eşleri tarafından aldatılan bir kadın ve erkeğin onları takip ederken birbirlerine aşık olmasını anlatıyor.

Aşkın tüm büyüsüne kapılmış giderken yine kavuşmak hayal oluyor ve seyirci olarak biz olduğumuz yerde çakılı kalıyoruz.

1960’ların Hong Kong’una iki saatlik bir yolculuk yapmak isterseniz bu filmi izleyebilirsiniz, tabii ki yaratacağı burukluğu hazmetmeye hazırsanız.

‘Ana, Mon Amour’ (2017)

Romanya ve Türkiye sineması birbirine oldukça benzeyen iki ülke sineması. Yönetmen Calin Peter Netzer, bu filminde çocukluktan getirdiği birçok travması olan Ana ile onu iyileştirmeye çalışan sevgilisi Toma’nın öyküsünü anlatıyor. Ancak Ana iyileşmeye ve hayatla bağını güçlendirmeye başladıkça Toma kayboluyor. Çünkü Toma’nın tüm hayatı Ana’ya bakmak ve onu iyileştirmek üzerine kurulu.

Aileden gelen travmaların, birini iyileştirmeye ve dönüştürmeye çalışmanın sakıncalarını film, psikanaliz ve terapi sahneleri üzerinden anlatıyor.

‘An Education’ (2009)

Film, gazeteci Lynn Barber’ın kolejde okurken yaşadığı bir tecrübeye dayanıyor. Daha 18 bile olmamış genç bir kızın orta yaşlı bir erkekle yaşadığı aşkı anlatan film, küçük bir hüsranla bitse de genç kadının ayakta kalıp yolunu bulmasıyla sonlanıyor.

Tabii ki hikaye, aşkın her zaman saf ve gerçek olmadığını varsaymak gerektiğini hatırlatıyor.

‘(500) Days of Summer’ (2009)

Bir kişi için doğru insan kimdir? Kime aşık olmalıyız, her istediğimize aşık olabilir ve her aşık olduğumuzla hayat kurabilir miyiz? Bu sorunun yanıtı tabii ki hayır ve film bu cevap hakkında.

Sevdiği kız Summer’a aşkını kabul ettirmek için günlerce uğraşan Tom, 500 günün sonunda onun kendisi için doğru insan olmadığınu anlar.

‘A very long engagement’ (2004)

Amelie’nin yıldızı Audrey Tatou ile yönetmen Jean Pierre Jeunet’yi yeniden buluşturan film, Birinci Dünya Savaşı’nda cephede kaybolan sevgilisini arayan, sakat bir kızı anlatıyor.

Çocukken geçirdiği çocuk felci yüzünden bir ayağı aksayan Mathilde, nişanlısı Manech’i ararken bir sürü insanla tanışıp savaşın bilmediği yüzü hakkında onlarca şey öğrenecektir.

‘Undine’ (2020)

Christian Petzold’un tesadüfen birbirlerinin hayatına giren iki kişinin aşkını anlattığı film, gerilim ve büyülü atmosferiyle seyircisine farklı bir dünya sunuyor. Aşk temalı filmler yapan yönetmen, Undine’de de ne yapıp edip aşıkları kavuşturmamayı başarıyor.

İzledikten sonra kesinlikle aşık olmamayı tercih edeceğiniz bu önerilerden sonra bir film daha tavsiye etmek istiyorum.

Bonus: ‘Gülüm Elsa’ (1966)

“Mutlu aşk yoktur” diyen Aragon’un sevgilisi ve biricik eşi Elsa ile ilişkisini anlatan ‘Gülüm Elsa’ (Elsa la rose) Agnès Varda’nın gölgede kalmış filmlerinden biri.

Belgesel filmde ikilinin tanışma öyküleri ve birbiriyle olan ilişkilerini izlemek mümkün.

Bir de belgeseli izlerken şairlerin yalancı olduğunu düşünebilirsiniz. (Hani mutlu aşk yoktu?)

Sevgililer Günü’nde yalnızsanız…