Diyabet, hipertansiyon ve kolesterol tedavisinde hedefe ulaşma düzeyinin düşüklüğüne karşı 13 uzmanlık ve bir hasta derneği harekete geçti. Hedef, tedaviye uyumda yüzde 50 oranına ulaşmak.

‘Türkiye 2030’da %50’ projesi, ilk kez bu kadar yüksek sayıda derneği bir araya getirdi. Servier ilaç firmasının koşulsuz desteklediği proje, diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği gibi kronik hastalıkları bulunanların tedaviyi ciddiye alarak düzenli sürdürmesini sağlamaya odaklanıyor.
Bu hastalıkların her biri toplumda yüksek oranda görülüyor. Ömrün uzamasıyla da sıklıkları artıyor. Her üç ila dört kişiden birinde hipertansiyon, yaklaşık her yedi kişiden birinde diyabet var. Sadece bu iki kronik hastalık bile uzun dönemde, kalp ve damar hastalıkları, kalp krizi, inme, böbrek yetmezliği, körlük, ayak yaraları gibi çok sayıda ciddi soruna ve ölümlere zemin hazırlıyor.
En azından yarısı tedaviye uysun
Ateroskleroz Derneği, Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği, Dahiliye Uzmanları Derneği, İç Hastalıkları Uzmanlık ve Araştırma Derneği, Kalp Damar Hastalıklarıyla Mücadele ve Farkındalık Derneği, Kardiyovasküler Akademi Derneği, Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği, Metabolik Sendrom Derneği, Türk Diyabet Cemiyeti, Türk Gelişimsel Kardiyoloji Vakfı, Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanları Derneği, Türkiye Diyabet Vakfı, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği, hastaların en azından yarısının tedaviye uymasını sağlamak için kampanya yürütecek.

Tedaviye uyumdan kasıt ilaçların düzenli kullanılmasından ibaret değil. Yaşam tarzı değişiklikleri, kilo vermek, doğru beslenmek de en az ilaç tedavileri kadar önemli.
Hastaların hastalıklarını bilmemesi, bilse de önemini fark etmemesi, yaşam boyu sürmesi gereken tedavilerine şu veya bu sebeple ikna olmaması, hekiminin yeterince anlatamaması (çoğu kez yeterli zaman ayıramaması sebebiyle), ‘alternatif tedavilere’ yönelme gibi sebepler tıbbi tedaviden alıkoyuyor.
Yüzde 60’ından fazlası komplikasyon riskiyle karşı karşıya
Türkiye’de hipertansiyon tedavisinde hedefe ulaşma oranı yüzde 22,2. Yani yaklaşık 10 hastadan sekizinin tansiyonu kontrol altında değil.
Diyabette hedefe ulaşma oranı biraz daha yüksek, yüzde 36,7. Ancak bu da düşük bir oran. Üstelik de yıllar içinde düşüyor. Diyabetik hastaların yüzde 60’ından fazlası komplikasyon riskiyle karşı karşıya.
Kan şekeri kontrolü de tek başına yetmiyor. Tansiyon ve kolesterolün de düşük tutulması önemli. Her üçünde ideal hedefi tutturabilen hasta sayısı sadece yüzde 10 dolayında.
Dünyada hiçbir ülke tedaviye uyum ve hastalıkları kontrolde yüzde 100 hedefine yaklaşamadı. Ancak gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 40 ile 60 arasında değişiyor. Ülke ne kadar gelişmişse yüzde 50’nin üzerine çıkıyor. Daha az veya orta düzeyde gelişmiş ülkelerde oranlar 40’ı bulmuyor.
Veriler tedaviye uyumun artırılmasının uzun dönem ölüm oranlarını yüzde 21 azaltabileceğini söylüyor. Komplikasyonların azaltılmasıysa hiç kuşku yok ki yaşam kalitesiyle doğrudan ilişkili. Kontrol, hastalıkların ekonomik yükünü de ciddi oranlarda azaltıyor.
MHRS’de daha uzun zaman verilmeli
14 derneğin başkan ve temsilcileri Türkiye’deki tabloyu şöyle özetledi:
*Hastaya ayrılan süre kısa. Merkezi Hastane Randevu Sistemi (MHRS) yeniden gözden geçirilmeli. Bu kronik hastalara ayrılan süre artırılmalı. Diğer yandan ‘bana bir şey olmaz’ düşüncesi yaygın. Sağlık eğitimi, bilinci bu nedenle de önemli. Hekimin beş dakikada diyabet hastasına ulaşması, eğitmesi çok zor.
*Hastaların tedaviye inanmaması bir başka önemli sorun. Yeterli bilgi verilmediği zaman ikna olmuyor. ‘Tuzumu azaltıp tansiyonumu düşürürüm’ diyor.
*İki yıl içinde hastanın glisemik kontrolünü sağlamak gerekiyor ki ileriki dönemlerde komplikasyon riski azalsın. İyi bir glisemik kontrol, hedeflere ulaşmak için ortalama üç tane ilaç kullanmak lazım (çünkü kan şekeri ortalaması yüksek). Hastalar fazla ilaç kullandıklarında, ‘Böbreğime zarar verir mi?’ gibi kaygılar yaşıyor. Bu konuda da hastaların bilinçlendirmesi lazım. Diyabet ve diğer kronik hastalıklarda kullanılan modern ilaçların hiçbirisinin direkt bir organ hasarı yok. Tam aksine organ koruyucu etkileri var.
*Hastalığının farkında olanların sayısı da düşük. Örneğin hipertansiyon hastalarının yüzde 40’a bundan habersiz. Risk faktörleri de önemli ve kontrol altına alınırsa bu hastalıklar da yüzde 80 oranında azalabilir.
*Kan şekeri kontrolünü gösteren bir test var: HbA1c. Kanda bulunan hemoglobine bağlanmış glukoz oranını ölçen, üç aylık kan şekeri seyrini söyleyen HbA1c’in hedefte kalması önemli. Genel kabul gören görüş yüzde 6.5-7’nin altında tutulması. Üstüne çıkması, kalp-damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, körlük, sinir hasarı riskini artırıyor.
*Diyabette tek başına kan şekerini düzenlemek yetmiyor. Beraberinde kan basıncı (tansiyon) ve kolesterol kontrolü de gerekiyor.