isinilecin@gmail.com
Cinsel istismara uğramış bir çocuğun, ruhunda açılan yarayı onulmaz kılan –tabii eğer cesaret edip de bu durumu kendisinden sorumlu yetişkinlerden birine bildirebilmişse- istismara uğramış olmaktan ziyade, kendisini istismar edenin cezasız kalmasıdır.
Yönetmen Woody Allen ile oyuncu Mia Farrow’un birlikte evlat edindikleri Dylan Farrow’un, çocukluğunun muhtemelen en travmatik yaşantısını, babası olarak bildiği kişiden görmüş olduğu cinsel tacizi, aradan 20 küsur yıl geçtikten sonra ilk kez sessizliğini bozarak, dünya alemle paylaşmak istemesinin nedeni de bu.
‘Hollywood acımı daha artırdı’
New York Times’ta yayınlanan mektubunda Dylan Farrow zaten açıkça dile getiriyor: “Bana yaptıklarının cezasız kaldığı gerçeği, büyürken peşimi hiç bırakmadı. Başka küçük kızların yanında bulunabilmesine izin verdiğim için suçluluk duygusuyla yanıp tutuştum…”
Dylan Farrow mağduriyetini katlayan sosyal koşullara da vurgu yapıyor: “Hollywood, hikayeme sırtını dönerek acımı daha da artırdı. Değerli birkaç kişi (kahramanlarım) dışında herkes görmezden geldi. Belirsizliği tercih etmek, ‘Ne olduğunu kim bilebilir’ demek, hiçbir sorun yokmuş gibi davranmak çoğunun işine geldi. Ödül törenlerinde aktörler kendisinden övgüyle bahsetti. TV kanalları onu ekrana çıkardı. Eleştirmenler dergilere koydu. Tacizcimin yüzünü -bir posterde, bir tişörtte ya da televizyonda- her görüşümde, yaşadığım panik duygusunu, duygusal yıkımımı yalnız yaşayabileceğim bir yer bulana kadar gizlemeye çalıştım.”
Bu kez mağduriyet yaşantısına yenik düşmedi
Dylan Farrow, geçen hafta, Woody Allen, Altın Küre Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne layık görülünce yine bir duygusal yıkımın eşiğine gelmiş. Farrow’un mektubuna köşesinde yer veren NYT yazarı Nicholas Kristof, genç kadının yatağında bir top gibi kıvrılıp histerik bir ağlama krizine kapıldığını yazıyor. Ama Dylan Farrow bu kez mağduriyet yaşantısına yenik düşmemiş.
Yine onun kaleminden okuyalım: “Bu sefer, duygusal yıkım yaşamayı reddediyorum. Woody Allen’ın kabul görüyor oluşu beni çok uzun süre susturdu. Şahsıma özel bir ceza gibi geliyordu; sanki o ödüller ve onurlandırmalar, bana susmam için, çekip gitmem için birer mesajdılar. Ama bana ulaşan -ve destek olmak için kendi yaşantılarını ifşa etmekten, yalancı diye yaftalanmaktan, hatırladıklarının hatıra olmadığının söylenmesinden duydukları korkuyu paylaşan- cinsel istismar mağdurları, sessiz kalmamam için bir neden verdiler bana: Diğerleri de belki ancak böylece sessiz kalmaya mecbur olmadıklarını anlayacaklar.”
En büyük sorun sessizlik
Gerçekten de cinsel istismar mağdurlarının karşı karşıya kaldıkları en büyük sorun, kendilerini sessiz kalmak zorunda hissetmeleri. Çocuklar için elbette çok daha zor. Zaten belli bir yaşa gelene dek, maruz kaldıkları muameleden rahatsız dahi olsalar, bunların yanlış olduğunu bilemiyorlar.
Nitekim Dylan Farrow da yedi yaşındayken annesine söylemek zorunda hissettiği olaya kadar, babasının istismar edici davranışlarından hoşlanmadığı halde normal saydığını yazıyor. Korku ve suçluluk duygusu ise istismar mağdurlarının yaşamı boyunca peşlerini bırakmayan en temel iki sessiz kalma nedeni. (Çocukların mağduriyetinin ortaya çıkarılmasının önünde iç içe geçen ve birbirini güçlendiren engeller hakkında, Türkiye özelinde bir çalışma)
İnkar ve karşı suçlama
Yetişkinler için de mağduriyeti dile getirmenin kolay olmadığını biliyoruz. Hatta çoğumuzun kişisel deneyimleriyle de sabittir ki cinsel tacizi ifşa edenlerin karşılaştığı en yaygın tepki inkâr ve karşı suçlama.
Dylan Farrow da, mektubuna böyle bir karşılık gördü. Woody Allen sözcüleri aracılığıyla mektubu ‘gerçek dışı ve yüz kızartıcı’ olarak niteledi. Avukatlarından biri ise, “İntikam almak isteyen bir aşık tarafından uydurulan ve bağımsız makamlarca reddedilen bir hikayenin 20 yıl sonra tekrar ortaya çıkması trajik” diyerek , olay ilk gündeme geldiğinde olduğu gibi sorumluluğu yine Mia Farrow’a yıktı*.
Hedefi tam 12’den vuran satırlar
Mektubun asıl muhatabı Hollywood’un tepkisi de maalesef, sessizliğini bozmak isteyen cinsel istismar mağdurları açısından cesaret verici değil. Değil mi ki Woody Allen en çok kazandıran en prestijli sinemacılardan biri, üstelik yargılanıp ceza da almış değil; öyleyse olayın üstünü örtmeye, yok saymaya devam ediyoruz, diyorlar özetle…
Ve işte bu yüzden Dylan’ın şu satırları hedefi 12’den vuruyor: “Woody Allen, toplumumuzun cinsel saldırı ve taciz kurbanlarına nasıl davrandığının canlı kanıtıdır.”
Bu yazıyı neden yazdım?
Bu yazıyı yazmamın sebebi, her beş ila üç çocuktan birinin istismar/taciz deneyimi olduğu, vakaların çoğunun kayıt altına dahi alınmadığı bir ülkede**, Dylan Farrow’un mektubunun Woody Allen’la ilgili kısa bir haber konusu olmaktan fazlasını hak ettiğini düşünmem.
Bir kez daha vurgulayayım; cinsel istismarla mücadelenin önündeki en önemli engeller, istismarın gizli kalması, görmezden gelinmesi, yok sayılması ve tacizcilerin, tecavüzcülerin, çocukları, kadınları, kendilerinden güçsüz herkesi istismar edenlerin korunup kollanması, cezasız kalması.
Hukukun gücü değil güçlünün hukukunun geçerli olduğu bir sistemde, hele de çocuklara tecavüze rızaları var mıydı diye sorabilen yargı mensupları varken, konuşmayı cesaretlendirmek zor ama hiç değilse sesini çıkarma cesareti gösterenlere alan açmalıyız.
*Dylan, babasının cinsel tacizine uğradığını annesiyle paylaşmadan kısa süre önce, Woody Allen’ın Mia Farrow’un önceki evliliğinden evlatlığı Soon-Yi Previn’le ilişkisi olduğu ortaya çıkmış; Allen ve Farrow arasında ortak evlatlıkları için velayet davası başlamıştı. Allen cinsel taciz iddiasının Soon-Yi ile ilişkisini kıskanan Mia Farrow’un intikam amaçlı uydurması olduğunu ileri sürdü hep. Dylan Farrow’un mektubunda ifade ettiği gibi bir ön duruşma sonrasında Allen’ın ziyaret haklarının elinden alınmasının ardından, Mia Farrow ‘Connecticut eyalet savcılığının muhtemel suç bulgularına rağmen’ suçlamaları sürdürmekten, savcının ifadesiyle ‘çocuk mağdurenin hassaslığı sebebiyle’ vazgeçti. Woody Allen hakkındaki davalar düştü.
