KHK’yla ihraç edilen ‘barış akademisyeni’ Prof. Dr. Mine Gencel Bek, “Sadece dekan, rektör de değil, politik olarak bize benzeyen ve ilkesel olarak yanımızda durması gereken de pek çok arkadaş yalnız bıraktı bizi” dedi.

686 Sayılı KHK’yla 115’i Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’nden Türkiye’nin en köklü üniversitelerinde görev yapan tam 330 akademisyen meslekten ihraç edilmişti.
En fazla ihraca maruz kalan Ankara Üniversitesi’nden 34’ü ‘barış akademisyeni’ olmak üzere toplam 72 akademisyen atılmıştı.
Mine Gencel Bek de Ankara Üniversitesi’nden ihraç edilen ‘barış akademisyenleri’ arasında yer alıyordu. Bek, iletişim fakültesinde öğretim görevlisiydi.
Evrensel’den Fatih Polat’a KHK’yla ihraç edilmeden önce istifa ettiğini söyleyen Bek, yaşadığı süreci şöyle anlattı: “30 Ocak’ta istifa ettim. 7 Şubat KHK’sında da ihraç edildim. Bunun anlamının istifa ettiğim için bana daha fazla kızdıkları ve beni cezalandırdıkları olduğunu sanmıyorum. O kadar da önemsemezler zaten. Neticede benim için çok da sonuç itibariyle fark eden bir şey yok. Önümüzdeki ay her durumda maaşsızım, okula giremiyorum, hemen kartımı istediler ve girişte de kart soruyorlar, ders vermiyorum…”
İstifa etmiş olmasına rağmen ihraç edilmesine itiraz edeceğini belirten Bek, “Herhangi bir geri ödeme, tazminat beklentisiyle de değil, ben kendim çıktım sistemden zaten ama sizin ihracınız hukuksuzdur demek için” dedi.
‘Kraldan çok kralcılar’
31 yılını geçirdiği üniversite ve ‘eleştirelliğiyle gurur duyan’ fakültenin barış akademisyenlerine destek olmadığını anlatan profesör, rektör ve üyeleri için ‘kraldan çok kralcılar’ dedi: “Senatoda ilk kez suçlandığımızı ve YÖK’e rektörlerin çağrıldığını, telefonuma düşen haber ile ben ilettim ve hemen rektöre bu konuda kendisine düşenin bizi desteklemek olduğu mesajını ilettim. Kendisi bildiriyi görmediğini söyledi. Sonraki toplantıda bize yönelik linç kampanyaları ayyuka çıktığında yine söz alarak bu senatodan katılmasalar dahi düşünce özgürlüğümüzü savunan bir karar çıkmasını beklediğimi ilettim. Rektör zaten bildiriyi okuduğunu ve kabul edilemez bulduğunu, bize düşenin devletin yanında olmak olduğunu belirterek kendi pozisyonunu açıkladıktan sonra, aslında hiç de demokratik olmayan biçimde toplantıyı yapılandırarak şimdi tek tek üyelerin görüşünü alalım dedi. Üyeler de kraldan çok kralcı edalarıyla çok isabette bulunmuşsunuz hazretleri dediler.”
Bek, Barış akademisyenlerinin bildirisinin ardından yaşanan süreci, “Sadece dekan, rektör de değil, politik olarak bize benzeyen ve ilkesel olarak yanımızda durması gereken de pek çok arkadaş yalnız bıraktı bizi” diye anlattı.
‘Korkuyorum diyebilir ama onun yerine saldırıyı seçtiler’
Bek, çalışma arkadaşlarından dolayı yaşadığı hayal kırıklığını ise şöyle ifade etti: “İhraçtan bir gün sonra yanımdan lokantadan geçip giden kendisini solcu addeden, beni kutularla kitap taşırken koridorda görünce fareler gibi odasına kaçan, kapıyı kapatan… Bizim imza metninin dilini ağır bulanlar oldu. O zaman dedik ki ‘Bizimle aynı düşünmeseniz de bizim fikrimizi savunma hakkımızı savunun’ ve bir toplantı yaptık fakültede bir deklarasyon çıksın diye, sonunda çıktı da oy çokluğu ile. Ama işte çıkana kadar çekilenler… Orada elbette bunu savunuruz diyenler iş imza aşamasına gelince karar değiştirdi. Korkuyorum diyebilirler anlarım ama onun yerine saldırıyı seçtiler.”