MURAT SEVİNÇ
Türkiye’deki hukuk tartışmaları, akıl sağlığını korumaya çalışan yurttaş kesimleri için ağır işkenceye dönüşmüş durumda.
Kızılay’da bindiğim taksinin sürücüsü HSYK’nın üye profilinden, Mülkiye’nin karşısındaki çorbacının sahibi AYM’den söz ediyor.
Evimin yanı başındaki bakkalın, AYM’ye bireysel başvurunun geleceği konusunda endişeleri var.
Üç beş gün önce tost yediğim büfede, büfe sahibi ile müşteri ‘başkanlık sistemi’ üzerine konuşuyordu. Büfeci parlamenter sistemi, müşteri başkanlığı savunuyordu…
Dersten çıktıktan sonra internete baktım bugün. Adalet bakanı ‘flaş flaş flaş’ ve hatta ‘son dakika!’ bir açıklama yapmış. Haber başlığında, ‘AYM kararı anayasa ve yasanın ihlalidir.’ yazıyor. Hemen okudum, ‘Nasıl bir ihlal olabilir?’ merakıyla.
Haberin içeriğinde, başlıktaki cümleden başka bir şey yoktu! Bakan, ihlali saptamış ama gerekçesini açıklamamış. Belli ki bizleri biraz daha heyecanlandırmak istiyor. Ayrıca Bakan, Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarının olağan karşılanması gerektiğini, ‘kararı eleştirmenin demokratik hak olduğunu’ da belirtmiş. Ezcümle, anayasa hukuku derslerinde ne anlatılıyorsa, tersini söylemiş!
AYM, bir süredir hükümeti fazla üzmeyecek yönde karar vermek için elinden geleni yapıyor. Bundan sonra da yapacak. Dündar ve Gül hakkındaki kararın da, hükümeti biraz rahatlatmak için verildiğini düşünebiliriz.
Ancak kararın niteliği ve sonuçları bağlamında bu varsayımların hiçbir önemi yok.
AYM’nin büyük çoğunlukla verdiği karar, doğru karardır. Hem Anayasa’ya, hem yasalara, hem de AİHS ve dolayısıyla AİHM kararlarına, uygun karardır.
Dündar ve Gül’ün yöneltilen suçlamayla yargılanmaları zaten absürtken bir de tutuklu yargılanmaları, hiç kuşkusuz ‘kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının’ ve ‘ifade özgürlüğünün’ ve ‘basın özgürlüğünün’ ihlalidir. Zira söz konusu haklar, yalnızca ‘mahkumiyet’ ile değil, ‘soruşturma’ ve ‘tutuklu yargılama’ ile de ihlal edilebilir (bkz. Akçam kararı).
İhlal, AYM tarafından ‘doğru’ bir biçimde tespit edilmiştir.
Anlamlı soru, ‘AYM neden böyle bir karar verdi?’ değil; ‘Neden diğerlerinin, örneğin Baransu’nun başvurusu bugüne dek gündeme alınmadı?’ olmalıdır.
Sonrasında, ‘The Sözcü’ tarafından ‘kararı eleştirmek’ için verilen ‘uluslararası sızdırma’ örnekleri akla zarardır.
Dündar ve Gül bir şeyi sızdırmamış, toplumun yaşamını/güvenliğini yakından ilgilendiren haberleri yayınlamışlardır. Bizleri, ‘haberdar etmişlerdir.’ Dündar ve Gül, Hürriyet Gazetesi ile muadilleri gibi ‘devletin’ değil ‘gerçeğin’ ve ‘toplumun’ yanında durmuşlardır. Tüm dürüst gazeteciler gibi. Görevlerini yapmışlardır. Asıl sorun, işini yapmayan üçkâğıtçıların varlığıdır. Zır cehalet ve dalkavukluğun makbul olduğu böylesi koşullarda, ‘dürüst’ olanların göze batması olağandır.
Cumhurbaşkanının sözleri ise ‘eleştiri’ kapsamında değildir. Bir devlet başkanı, yargı kararlarını elbette beğenmeyebilir ve çok kızabilir. Doğaldır ve her yerde olur.
Ancak bir devlet başkanı, ‘Uymuyorum’ diyemez. Saygı duymadığını ‘yüksek ses’ ile dillendiremez.
Sarf ettiği ifadeler, Anayasa’nın başta 138.maddesi olmak üzere muhtelif düzenlemelerine aykırıdır.
Adalet Bakanı ya da AKP’nin eşsiz hukuk insanları, demokrasiler içinde ‘AYM kararına uymuyorum’ diyen bir devlet başkanı örneği veremez. Bizim anayasamıza göre de cumhurbaşkanı, ‘anayasanın uygulanmasını gözetmekle’ yükümlüdür.
AYM kararları kesindir. Yasama/yürütme/yargı organları ile gerçek/tüzel kişileri bağlar.
Bağlanma sorunu olanları da bağlar…
Benim gibi lafı uzatmayı seven biri için bile bu kadarı yeterli.
Karar doğrudur. Karar anayasa, yasalara ve AİHM kararlarına uygundur. Karar bağlayıcıdır.
Cumhurbaşkanının anayasa hüküm ve ilkeleri ile AYM kararlarına uymama yetkisi yoktur. Gerisi, boş laf…