Yasla, tweetle, Hitlercilikle Filistin halkına dost olunmaz

mertMERT YILDIZ

mertyldz@gmail.com / Twitter: @my2048

Kimler geldi orta dünyadan, kimler geçti. Mısır’ın firavunları, Babil’in kralları, Büyük Keyhüsrev, Büyük İskender, Roma’lı sezarlar, Arap şeyhleri, Osmanlı padişahları…

Her imparatorluk kendi kurallarını, kendi gelenek ve göreneklerini getirdi ama 3 bin küsur yıldır değişmeyen tek bir şey var; bu topraklardaki ilk uygarlıklar İsrail ile Filistin oğulları arasındaki mücadele…

Kabuk değiştiriyor

Bugün düşmanlık çok farklı bir boyut aldı. Kudüs’teki yerleşik pek çok Filistinli ne Yahudilerden ne de İsraillilerden nefret ediyor. Barış içinde yanyana yaşıyorlar.

Filistinlilerin kini İsrail devletine. İsrail’lilerin kini ise Filistin’li aşırı sağcı gruplara. Her anket her iki halkın çoğunluğunun barışı desteklediğini gösteriyor. israil-filistin 1 Savaştan savaşa aklımıza gelen bu iki halk için yapabileceğimiz en büyük fedakarlık öncelikle konuyu anlamak. Silahlar, füzeler, tanklar ve cesetlerden öteye bakmalıyız…

Bugün gerek ülkemizde, gerek Batı’da medya Gazze’deki olayları popülist bir yaklaşımla takip ediyor. Tek duyduğumuz karşılıklı nefret söylemleri, ölü rakamları, plajda oynayan çocuklar…

Bunlar elbette çok acı gerçekler ama hepsi birer sonuç. Bir sebep değil. Çözüme ulaşmak, insan eliyle yaratılan bu faciaya son vermek istiyorsak, sebebe odaklanmalıyız.

Buzdağı ve suyun üstü…

Herşey Haziran ayında Hamas’ın kaçırdığı iddia edilen üç İsrailli gencin ölü bulunmasıyla başladı. İsrailli aşırı sağcı gruplar da Filistinli bir genci kaçırdı ve diri diri yaktı. Böylece herkesin anlayabileceği bir savaş sebebi çıktı ortaya.

Buzdağı ve suyun altı…

Suyun altında ise yine ekonomik sebepler var.

2013 Temmuz ayında Mısır Devlet Başkanı Mursi’yi deviren General Sisi de fakto devlet başkanı oldu. Sisi arkasına İsrail ve ABD’nin desteğini almak için 2014 yılı başında Mısır ile Gazze arasındaki yeraltı tünellerini kapattı.

Kuzeyde İsrail ile sınırları kapalı Gazze’ye gıda ve yardım malları, bu tünneller sayesinde kaçırılıyordu. Bu tünellerin kapatılması Gazze ekonomisinin çökmesine sebep oldu.

Ekonomideki çöküş, Gazze hükümetini (Hamas) kamu çalışanlarının maaşlarında yüzde 50 indirime zorladı. Tünellerin kapatılması gıda açığını ve gıda fiyatlarındaki ani artışı tetikledi.

Düşen maaşlar ve artan fiyatlarla, Hamas Gazze halkının gözündeki itibarını yitirdi. israil-filistin 2

Hamas, popülaritesini kaybetmesinin sonucu olarak, Nisan ayında Batı Şeria’daki beş yıldır anlaşamadığı Filistin hükümetiyle (Fetih) birleşme kararı aldı.

İsrail hükümetiyse önce Hamas’ın yer aldığı bir Filistin hükümetini tanımayacağını, ardından Haziran ayında Filistin adına topladığı vergileri Filistin Maliye Bakanlığı’na iade etmeyeceğini açıkladı. Daha organize ve uzlaşmacı Fetih hükümetine bağlı kamu görevlilerinin maaşları ödenirken Hamas’a bağlı görevlilerin maaşları ödenmedi.

Nihayet Hamas hala iktidarda olduğunu ve iktidarda kalmak istediğini göstermek için İsrail’e roket saldırılarını artırdı.

Tüm bunlar üç İsrail’li genç veya Filistin’li genç öldürülmeden oldu. Yerel medyada yer aldı, dünya umursamadı. Çünkü biz, insanlar ölmeye başlamadan kılımızı kıpırdatmayız.

İsrail hükümeti de Hamas da dar görüşlü…

Hamas’ın amacı (kendi deyişiyle) İsrail’i yok etmekse, İsrail hükümetinin amacı da Hamas’ı yok etmek. Aradaki fark İsrail hükümeti Hamas’tan çok daha fazlasını yok ediyor. On yıllardır öldürdüğü her Hamas militanı veya sivilin yerini daha radikal, daha şiddetçi, daha aşırı 10 militanın aldığını görmüyor.

İsrail hükümeti eğer iddia ettiği amaçta samimiyse bile (Gazze’deki açık kalan tünellerin kapatılması), bunun Gazze ekonomisine vereceği zararın farkında değil mi? İşsiz ve genç nüfusun radikalleşeceğini ve kendilerine karşı daha güçlü bir ordu olacağını görmüyor mu? Bu savaşın zaten bu tünellerin kapatılması yüzünden çıktığını hala anlamadı mı?

Bu savaş eşit güçler arasında değil…

Bir tarafta tamamen kendi insan kaynağıyla kendi firmaları tarafından üretilmiş Demir Kubbe isimli bir askeri teknolojinin son noktasına sahip İsrail var. Gazze’den fırlatılan roketin yörüngesini ve nereye düşeceğini hesaplayan, eğer hedef sivil bir noktaysa roketi havada başka roketle vuran bir teknoloji.

İsrail bu teknolojiyi nasıl mı geliştirdi? İnsana yatırım yaparak.

İsrail’de 16 yıl mecburi ve bedava eğitim var. Okullarda İbranice, İngilizce ve Arapça zorunlu. Üniversiteleri dünyanın en iyi üniversiteleri arasında. Ülkede hemen herkes bir yabancı dil biliyor.

Sağlık hizmetleri de bedava ve Batılı ülkeler seviyesinde.

Tel Aviv’de az sayıda gökdelen var. Bu gökdelenlerde araştırma ve geliştirme çalışmaları yapan KOBİ’ler ve bu KOBİ’leri finanse etmek isteyen yüzlerce melek yatırımcı var.

İsrail kişi başına düşen patent sayısında dünyada en üst sıralarda. Üst düzey teknoloji ihracatı toplam ihracatın yüzde 16’sı (bizde bu oran yüzde 1.6).

Ciddi bir doğal kaynakları olmamasına rağmen cari fazlaları var.

Tel Aviv’de konutların hepsi üç veya dört katlı. Çoğu eski püskü. Kudüs’te ise şehrin antik ve kutsal dokusuna ihanet etmemek için belediye tüm binaların dış cephelerinin eski Kudüs taşlarından yapılmasını zorunlu kılıyor.

Sonuçta parayı çimentoya değil insana ve kültüre yatırmışlar. Bunlar İsrail hükümetlerinden çok İsrail insanının başarısı. Demokrasinin, laikliğin ve eğitimin başarısı.

Diğer tarafta ise Suriye ve İran tarafından geliştirilen, navigasyondan bile yoksun füzeleri Google Earth’ten belirledikleri hedeflere göz kararıyla gönderen bir Gazze ordusu var. Füzelerin en pahalısı 20 bin dolar civarında. Yaklaşık 50 Hamas çalışanının aylık maaşı… Görünen o ki Hamas maaşları ödemek yerine parayı füzelere yatirmayi tercih etmiş.

Bu, Filistin halkının tercihi değil. Onları yöneten Hamas’ın tercihi. Halbuki Filistin halkına sorduğunuz zaman çoğunluğun en büyük şikayeti İsrail değil. İşsizlik, fakirlik, kendi  hükümetlerindeki yolsuzluk…

israil-filistin 3

Çözüm ekonomide yatıyor

1993’te imzalanan Oslo Anlaşması ile İsrail Filistin’e sadece siyasi özgürlük tanıdı. Ekonomik özgürlük olmadan siyasi özgürlük bir anlam ifade etmez. Ekonomik özgürlük olmadan kalkınmadan söz edemeyiz.

Kalkınma olmadan barış olmaz. Sınırları dünyaya kapalı bir Filistin kalkınamaz. Kendi adına dış ticaret ve yatırım yapamayan bir Filistin kalkınamaz. Kendi para birimi olmayan bir Filistin kalkınamaz. İsrail’lilerle eşit eğitim imkanı verilmeyen bir Filistin kalkınamaz.

Eğitim olmadan…

Bugün her ne kadar İsrail eğitimin eşit olduğunu iddia etse de İsrail’de Arapça eğitim veren okulların halinden, üniversitelere kabul oranlarına kadar her veri bu iddianın gerçeği yansıtmadığını gösteriyor.

Eğitim olmadan iş imkanları yaratılamaz,. İş imkanları olmazsa kalkınma olmaz.

Kendi halkından doğrudan vergi toplayamayan bir Filistin kalkınamaz. Fakat vergi toplamak bir siyasi sorumluluğu da beraberinde getirir. Toplanan vergileri barışa ve halkın kalkınmasına katkı sağlamak amacıyla kullanacak, aksi takdirde hesap vermek zorunda olacak bir siyasi iradenin oluşması lazım.

İskoçya örneği…

14 yıl öncesine geri saralım. Altı yıldır İsrail ile Filistin arasında barış var. Başta birbirine karşı saygılı İzak Rabin ve Yasir Arafat gibi liderler…

Filistinlilere o gün İsrail devletinde mi yaşamak istersiniz yoksa bağımsız bir Filistin’e mi göç etmek istersiniz diye sorduğunuzda yüzde 83’ü İsrail’de yaşamak istediğini belirtiyor. Gerekçe olarak ise demokratik bir rejimde yüksek hayat standartlarını tercih ettiklerini söylüyorlar.

israil-filistin 4

Şaşırtıcı mı? Eylül ayında İskoçya halkı İngiltere’den bağımsızlık için referanduma gidecek. Anketler İskoçların da yüzde 70’inin Birleşik Krallık içinde kalmak istediklerini gösteriyor. Çünkü yüzyıllar süren savaşlar sonunda İskoç halkı anladı: Özgürlük kanla çizilmiş, dikenli tellerle korunan sınırlarda değil, insanın kendi zihninde yatıyor.

Kalkınan insan özgürdür ve özgür insan kendini sınırlara hapsetmez, sınırları yıkmaya çalışır (bakınız Avrupa Birliği). Bugün ülkemizde bir Kürt, cumhurbaşkanlığına aday olabiliyorsa bu silah zoruyla değil, barışla olmuştur.

Ekonomik özgürlük şart

Bir gün Filistin halkının da özgür olmasını istiyorsak, öncelikle nefret söylemlerini bir kenara bırakıp sorunun bir dinler veya uygarlık çatışması olmadığını görmemiz gerekir.

Sınırlara, yerleşim yerlerine odaklanmaktansa, Filistin halkına ekonomik özgürlük fırsatını tanımalıyız.

Filistin halkına sahte değil gerçek dost olmak, oturduğumuz yerden yas tutmak, sosyal medayadan haber paylaşmak veya onların düşmanının düşmanını (Hitler’i) göklere çıkartmakla olmaz.

Siyasetçilerimizi Filistin halkını kalkındıracak adımları atmak için yönlendirmeliyiz. Kalkınma sağlanınca, özgürlük peşisıra gelecektir.