Akademisyen Mehmet Altan, istinaf duruşmasında, “İki yıldır göremediğimiz gibi, şimdi de bol kepçeden laf var, belge yok…” dedi.

‘FETÖ’nün medya yapılanması’ olarak adlandırılan davada 16 Şubat’ta karar açıklanmıştı. Mahkeme, Mehmet Altan ve Ahmet kardeşler ile Nazlı Ilıcak’a ‘anayasayı ihlal’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmişti. Avukatların karara itiraz sonrası dosya istinafa gitmişti.
Kartal’daki İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi’nde görülen davanın ilk duruşması 21 Eylül’de yapılmıştı. Mahkeme, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verirken savcı da cezaların onanmasını istemişti.
Davanın ikinci duruşması bugün görüldü.
Savunma yapan tutuksuz sanık Mehmet Altan, anayasanın ihlal edilerek tutuklandığını, yine anayasa ihlaliyle ağırlaştırılmış müebbete mahkum edildiğini söyledi.
Mahkemenin kendisinin kişi hürriyeti ve güvenliğini nedeniyle tahliye ettiğini aktaran Altan, “Bu, suçum olmadığı halde tutuklandığım anlamına geliyor” dedi.
‘Savcı nasıl kanıt buluyor?’
Altan, sözlerini şöyle sürdürdü: “AYM kararı mahkemenizce kabul edildi. Nitekim bu ihlal nedeniyle devlet bana tazminat ödedi. Her şey ortada ve çok berrak. Gelin görün ki 21 Eylül günkü duruşmada savcı benim yeniden müebbet hapse çarptırılmamı istedi. Hukuken böyle bir şey olabilir mi? AYM’nin ‘Kanıt yok’ dediği dosyada savcı hangi kanıtı nasıl buluyor?”
Savcı mütalaasını okuyan Altan, “Somut olmayan, ‘soyut’ tehlikeye yönelik bir suç nedir? Böyle bir suç tarifi var mı yoksa öcü masalı mı? Savcı, yazıları silah olarak mı görüyor? Böyle bir değerlendirmenin anayasaya aykırı olduğunu bilmiyor mu?” diye sordu.
‘Bol kepçeden laf var belge yok’
Altan, şöyle devam etti: “309’uncu madde ‘cebir ve şiddet kullanarak’ diye başlıyor. Yazı ve yorumu ‘cebir ve şiddet’ sayan bir anlayışla mı karşı karşıyayız? Galiba öyleyiz. Ceza Muhakemeleri Yasası ‘uykudan önce çocuklara masallar’ kitabı mıdır? Nasıl bir hukuk anlayışıyla karşı karşıyayız? Savcı beni 309’uncu maddeyle suçluyor ama eski 146’ncı maddeye yönelik bir Yargıtay kararı gösteriyor. Çünkü 309 açık: ‘Cebir ve şiddet’i ispat edeceksin. Savcının konu ettiği madde yürürlükte olmayan 146’ncı madde… Özen istemek, hukuk, dürüstlük istemek hakkımız değil mi? Açıklama ve görüşü cebir unsuru kabul ediyor savcı. Böylece 309’uncu maddeyi ve o maddeyi hazırlayan parlamentonun iradesini yok sayıyor. ‘Somut olgular varmış’ demekle somut olgu olmuyor. İki yıldır göremediğimiz gibi, şimdi de bol kepçeden laf var, belge yok… Bu mütalaa bu içtihada uygun mu? Savcının iddiasına uygun ‘manevi cebir’ suçlamasını içeren bir kanun maddesi söz konusu mu? Hürriyeti tahdit edilmiş sanıkları yeniden en ağır iddialarla suçlayacaklarına mahkemelerin anayasayı çiğnemeleriyle ilgilenmeleri gerekmez mi? Aynı delil, iddialar ve dosyayla en yüksek mahkeme anayasanın çiğnendiğine hükmederken, 1’inci derece mahkeme nasıl ağırlaştırılmış müebbet cezası verebilir? Hukuk varsa, hukuk firardan geri döndüyse bu dosyadan suç çıkarmak imkânsız. Bunlara rağmen iki yıl hapis yattım, 30 yıl çalıştığım üniversiteden atıldım, istinaf savcısı da müebbet istiyor. Hukuk devleti bu mudur?”
‘Hukuksuz kaba bir gücün karşısında ne yapılır ki?’
Altan, savunmasında şunları kaydetti: “Şayet hukuk varsa Türkiye ve Avrupa’nın en yüksek mahkemelerinin hükümleri ışığında verilecek karar beraatten başka bir şey olamaz. Ama savcı, suçsuz insanları suçlu gibi̇ gösteren; ‘haklıyız’ demek ı̇çı̇n ‘hukuksuz hükümler’ veren utandırıcı bir geleneği sürdürmek istiyor. Şayet yeniden açıkça bir hukuksuzluk söz konusu olacak ise yapılacak fazla bir şey kalmıyor. Hukuksuz kaba bir gücün karşısında ne yapılır ki? Dillerim, hukuk firardan dönmüştür ve bu zulme son verir.”