Bunu karşıma alacağıma arkama alayım, dediğiniz insanlar vardır. Güçlü, zorba ve kavgacıdır. Ama baştan atmak da zordur. Baştan da atılamayınca, sizinle kavga etmesi yerine kavgacılığıyla sizi koruması/dostunuz olması tercih edilir.
Ortadoğu’daki birçok ülke, bu anlamda, Amerika’nın dostudur ve dostluklarını, topraklarını Amerikan üslerine açarak gösterir. Dünyanın bu en gelişmiş savaş makinesine ait üslere saldırmaya kimsenin cesaret edemeyeceği varsayımıyla, bu güçlü dostun küçük dostları kendilerini güvende sanır.
Güçlü dostun gölgesindeki bu güvenlik yanılsaması veya bunun politik bir yansıması olarak, dostumun düşmanı düşmanımdır tavrının bugün Amerika’nın dostları açısından ne anlama geldiğini şu son İran savaşında, körfez ülkelerindeki Amerikan üslerine düşen bombalarla defalarca gördük.
Ama buna gelmeden önce, güçlü ile güçsüz arasındaki dostluğun asimetrik doğası veya böyle bir dostluğun imkansızlığı hatırlanmalıdır. Güçlü dostun/Amerika’nın gerçekte tek dostu güçtür ve o güçle boy ölçüşecek bir düşman karşısında satacağı ilk şey ‘dostluktur’.
ABD gibi kendi çıkarlarını her şeyin üzerinde gören emperyal bir güç için öncelik, verilen askeri/ekonomik desteğin beklenen stratejik sonuçları üretip üretmediğidir. İşler yolunda giderse, kazanan Amerika’dır. Yolunda gitmezse, kaybeden kendi değildir. İşler yolunda gitmediğinde Amerika’nın başka bir ülkenin toprağı olan ‘iş sahasındaki’ işi biter. Arkasına bile bakmadan çıkıp gider. Ne ölen binlerce insan ne de yerle bir olmuş şehirler bir önem taşır.