Kentsel dönüşüm aynı zamanda bir risk yönetimi ve güvence mimarisi projesi olarak değerlendirilmeli.
Bugün tabloya baktığımızda, müteahhidin projeyi tamamlayamaması riskine karşı bina tamamlama sigortası (BTS) veya banka teminatı; inşaat sürecinde İnşaat All Risks ve sorumluluk sigortaları; teslim sonrasında ise zorunlu deprem sigortası (ZDS) ve konut sigortaları devreye giriyor.
Bu çözümler tek tek mevcut, ancak asıl önemli olan bunların bir güvence zinciri olarak birlikte çalışıp çalışmadığı.
İstanbul ve Marmara gibi yüksek deprem riski taşıyan bir bölgede, kentsel dönüşümün inşaat ve finansmanla birlikte, sigorta ve risk yönetimini birlikte ele alması gerekiyor.
Çünkü protection gap yani koruma açığı tam da burada ortaya çıkıyor. Yıkımdan başlayan, deprem, sel gibi afetlerden inşaat esnasındaki risklere, yarım kalma ihtimalinden üçüncü kişilere verilebilecek zararlara, DASK ve konut sigortalarının sürekliliğinden finansal güvencelere kadar uzanan bu zincirin halkaları birlikte düşünülmediğinde, koruma açığı büyümeye devam ediyor.
Türk sigorta sektörü, reasürans kapasitesi, teknik bilgi birikimi ve uzman insan kaynağıyla bu dönüşümün ihtiyaç duyacağı çözümleri üretebilecek yetkinliğe sahip. Asıl fırsat, bu kapasiteyi ve sigortanın riskleri görünür kılan denetleyici fonksiyonunu dönüşüm modelinin ayrılmaz bir parçası haline getirebilmekte yatıyor.