Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın 2008’den bu yana Türkiye tarafından Erivan’a yapılan “En üst düzey ziyaret” olması, “normalleşme” sözcüğünü retorikten çıkarıp yeniden bir imkân alanına taşıdı.
Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın 1993’ten bu yana kapalı oluşu, iki toplumu yalnızca fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da birbirinden uzak tuttu. 2009’daki Zürih Protokolleri, bir eşik yaratmış ama iç siyaset ve bölgesel gerilimler nedeniyle kalıcı olamamıştı.
Bugün farklı olan, “beklemenin” artık daha pahalı hale gelmesi… Ticaret, lojistik ve güvenlik maliyetleri, donmuşluğun konforunu aşındırıyor, bölge halkının yaşantısını kısıtlıyor ve dar bir ekonomiye hapsediyor.
Kapalı sınır, Doğu Anadolu’yu bir “uç bölge”ye dönüştürürken, açık sınır bu coğrafyayı bir “geçiş bölgesi”ne çevirebilir. Türkiye açısından bu, lojistik maliyetlerin düşmesi, ihracatın çeşitlenmesi ve Orta Koridor’un güçlenmesi demek.
Ermenistan içinse daha ucuz ithalat, daha geniş pazar erişimi ve transit gelirler anlamına geliyor. Ekonomi, çoğu zaman siyasetin başaramadığını mümkün kılar ve karşılıklı bağımlılık üretir. Bu bağımlılık, barışın en somut teminatlarından biri haline gelir.
Cevdet Yılmaz’ın ziyareti, bu dönüşümün mümkün olduğuna dair bir işaret. Eğer bu işaret, kısa vadeli hesapların ötesinde okunabilirse, Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme, yalnız iki ülkenin değil, bütün bir bölgenin geleceğini yeniden kurabilecek bir potansiyele sahip.