Ruh sağlığı bireysel bir başlık değil. Çözümü sosyal, siyasal iyilik halinde mümkün. Barış, özgürlük, eşitlik, adalet, iş, aş, olmazsa olmazları. Hangi antidepresan bize eşitlik, özgürlük, adalet getirebilir ki? Elbette değerli, hayatı bir nebze dayanılır kılıyor. Elbette psikiyatr ve psikologlara, sosyal hizmet uzmanlarına ve tıbba müteşekkiriz. Ama bizi onlara giderek daha fazla muhtaç kılan ne? İşi, aşı, dünü, yarını düşünürüz ama sıra ruh sağlığımıza geldiğinde düşünmekten ziyade yaşarız: Misal, ‘Bugünlerde pek keyfim yok’ cümlesinin ötesine pek geçmeyiz…
Ruh ve beden sağlığı bir bütün. Salt bedenimiz değil yaşamlarımızın her alanı ruh sağlığı ile ilintili, yakın bir etkileşim içinde. İşte, okulda, aile ortamında, ülkede, dünyada hasılı her nerede soluk alıp veriyorsak olumlu ve olumsuz yaşanmışlıklar ruh sağlığımızda iz düşüm yaratıyor. Tersi de geçerli. “Hiçbirimiz bir ada değiliz.” Ruh sağlığının sosyal belirleyenleri ruh sağlığımızın zeminini oluşturur. Son beş yıl bu boyutu ile ülkemiz insanları ardışık travmalar ile hemhal. Pandemi bağlamında izolasyon, ekonomik kriz, işsizlik, deprem, yakın çeperde savaş ve çatışmalar, göç, mülteci krizleri, ekolojik sorunlar, ‘askıda’ demokrasi başa çıkılması hiç de kolay olmayan sosyal belirleyenler. Türkiye Psikiyatri Derneğinin de vurguladığı üzere “Bunların tetiklediği ekonomik kriz ve yarattığı derin yoksulluk ve eşitsizlikler toplumsal stres faktörleri olarak tüm toplumu ama bazı kırılgan kesimleri çok daha fazla etkiliyor.”
Hepimizin bildiği bir gerçek: Çevremizde hayatının bir döneminde antidepresan kullanmayan var mı? Bakkallar misali eczaneler de en çok sattığı ürünleri en yakına yerleştirir. Hiç fark ettiniz mi; son yıllarda psikiyatri ilaçları ağrı kesicilerin hemen yanında yani en çok satanlar arasında. Sağlık Bakanlığının verileri, 2020’ye kadarki 11 yılda antidepresan kullanım miktarının yaklaşık yüzde 70 arttığını gösteriyordu. Varın 2024’ü siz düşünün: “2009 yılında 1000 kişi başına günlük 29 antideprasan ilacı düşerken, bu oran 2020’de 49’a çıkmıştı”. Bir başka veri gençlere dair: “2019-2023 döneminde, 12-25 yaş arası gençlerin antidepresan kullanımı her 1000 kişide yüzde 55 artarken, 26-60 yaş arası bireylerde bu oran yüzde 8”. Gençler gelecekten umutsuz… Böyle giderse “Önümüzdeki 10 yıl içinde nüfusun yarısı antidepresan kullanabilir” diyor uzmanlar. En başta da söylediğim üzere ruh sağlığı bireysel bir başlık değil. Çözümü sosyal, siyasal iyilik halinde mümkün. Hangi antidepresan bize eşitlik, özgürlük, adalet getirebilir ki?