Yusuf Nazım: Sessizlik hiçbir zaman nötr değildir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Ünlü Fransız filozof, 1964’te kendisine verilen Nobel Edebiyat Ödülü’nü reddeder. Gerekçesi yalnızca kişisel bir tercih değildir; entelektüelin iktidar ve kurumlar karşısında bağımsız kalması gerektiğini savunur.

Ayrıca Cezayir Savaşı sırasında Fransa’nın sömürgeci politikalarına açıkça karşı çıkar, bildiriler yayımlar, yargılanmayı göze alır. Sartre’ın tutumu, “entelektüel konforu” değil, tarihsel sorumluluğu seçmenin sembolü olarak sessizliğin perdesini yırtar.

Emin Alper ve diğerleri… Bu insanların hiçbiri “güçlü” oldukları için konuşmadı; konuşarak güçlendiler. Onların çıkışları “tekil bir cesaret anı” olmaktan çıkıp, tarihsel bir sürekliliğin parçası haline geldiler. Tarih, bu sürekliliğe ses olup katılan nice isimli/isimsiz kahramanlarla doludur.

Hayat bize şunu öğretir: Sessizlik hiçbir zaman nötr değildir. O, çoğu zaman zalimin yanında, mağdurun karşısında duran görünmez bir tercihtir. Bu yüzden bazı insanlar kısa bir sözle, küçük bir imzayla; ya bir madalyayı reddederek ya da yalnızca ayağa kalkarak o kalın perdeyi yırtarlar. Çünkü zulüm en çok, etrafını kuşatan o derin ve konforlu sessizlikte büyür. Tarih ise yolunu, o sessizliği yırtan küçük ama cesur seslerin açtığı yarıklardan sızan ışıkla bulur.

Yusuf Nazım’ın yazısı