Alfred Nobel, 19. yüzyılın en yıkıcı teknolojik sıçramalarından birine imza atan isimdi. Dinamit başta olmak üzere, patlayıcı maddeler üzerine yaptığı buluşlar; madencilikten ulaşıma kadar birçok alanda ‘ilerleme’ olarak sunuldu. Ancak aynı buluşlar, çok kısa sürede modern savaşların, kitlesel imhanın, soykırımların ve endüstriyel ölümün vazgeçilmez araçlarına dönüştü. Nobel, servetini insan ve diğer canlı bedenini parçalayan, şehirleri yerle bir eden bu teknolojiler üzerinden inşa etti.
Nobel Barış Ödülü, zamanla barışı temsil eden bir değer olmaktan çıkıp, ahlâki ve politik manipülasyonun aracı hâline geldi. 2025 yılında Norveç Nobel Komitesi hızını alamayacak, Barış Ödülünü bir soykırım destekçisine; Venezuela’nın muhalefet lideri María Corina Machado’ya sunmaktan beis duymayacaktı. Karar, tüm dünyada yankı bulurken, ödülün politik algısı üzerine küresel tartışmalar da yeniden alevlenecekti. Machado’nın, 21. yüzyılın en büyük soykırımcı devleti İsrail ve onun koşulsuz destekçisi ABD hayranı olduğunu saklamaması, ödülün ‘tarafsız barışçılık’ kriterinin bir kez daha sorgulanmasına sebep olacaktı.
Ahlâki çöküş bir kez başlayınca, durdurması güçtür. Ödülün serüveni bu kadarla sınırlı kalmaz, Barış ödülü, ahlâki anlamını başka bir iktidar figürüne bağlama girişimine sahne olur. Machado aldığı barış madalyasını, kendi ülkesine savaş açan, petrolüne göz koyan, insanlarını öldüren, devlet başkanını ve eşini kaçıran haydut bir devletin başkanına, Donald Trump’a devretmek ister.