Peki, Kürt sorununun çözümü ve onun da bir parçası olduğu demokratikleşme konusunda yeni bir şey getirmiyorsa Saray rejimi bu yasa ile neyi çözmeyi amaçlıyor?
Ülkedeki rejim, başından bu yana ısrarla sürdürdüğü “terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge” söylemine uygun biçimde kader birliği yaptığı tekelci burjuva gericiliğin bölgesel emelleri ve iç politikadaki çıkarları temelinde Kürt silahlı güçlerini tasfiye etmeyi ya da kontrol altında tutmayı hedefliyor.
Bu politika başarıya ulaştığı oranda bölgede ABD emperyalizmi ile uyum içinde yeni roller üstlenilmesinin de önü açılmış oluyor. Erdoğan’ın süreçle bağlantılı olarak ilan ettiği “Türk, Kürt, Arap ittifakı”, ABD emperyalizminin Türkiye, Suriye, Irak ve bir yanıyla Lübnan’da oluşturmaya çalıştığı eksende ifadesini buluyor.
Bu eksen, Suriye’de geçici HTŞ yönetiminin Türkiye’nin gözetimi ve yönlendirmesiyle ABD’nin (ve İsrail’in) bölgesel politika ve çıkarlarına bağlanması, Irak ve Lübnan’da ise İran etkisinin sınırlanması ve direniş ekseni içindeki güçlerin tasfiyesi üzerine inşa edilmek isteniyor.
Özetle Saray rejimi, ABD emperyalizminin politik eksenine daha fazla bağlanacağı, Türk ve Kürt burjuvazisinin bu eksende uyum içinde çalışacağı bir süreci inşa etmeye çalışıyor.