Dış politikada ise dikkatler Erdoğan’ın 3-4 Temmuz’da Astana’da Putin ile yapacağı görüşme ve ardından da 9-11 Temmuz tarihleri arasında katılacağı NATO liderler zirvesinde olacak.
Erdoğan’ın Astana’da Putin ile yapacağı görüşme, son dönemlerde giderek daha sorunlu hale gelen Türkiye-Rusya ilişkilerinin gidişatı bakımından önem taşıyor.
Daha önce Türkiye’ye yapacağı açıklanan ziyaretle ilgili belirsizlik devam ederken Putin’in Erdoğan’la görüşmek için Astana’da yapılacak Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) toplantısını işaret etmesi, aslında Erdoğan iktidarının ABD-NATO ekseninde ardı sıra attığı adımlara karşı bir tutum olarak da anlam kazanıyor. Nitekim haziran ayı başlarında St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu (SPIEF) kapsamında dünyanın önde gelen haber ajanslarıyla bir araya gelen Putin, Türkiye’deki iktidarın Batılı emperyalistlerden hibe ve kredi almaya çalıştığına dikkat çekerek “Bu muhtemelen kötü bir şey değil ama eğer Rusya ile ticari ve ekonomik ilişkilerin kısıtlanmasıyla bağlantılı olursa, o zaman Türk ekonomisinin kazancından çok kaybı olur” sözleriyle Erdoğan iktidarının bu yönelimine karşı üstü kapalı bir şekilde tehditte bulunmuştu.
Kuşkusuz Putin yönetimi, Türkiye’nin Rusya’ya yönelik ambargoya katılmamış olmasını değerli buluyor ve bu temelde hem enerji ve hem de ticari alandaki iş birliğinin devam ettirilmesini istiyor. Ancak öte yandan da son dönemlerde NATO içindeki pozisyonundan ExxonMobil ile enerji anlaşmasına kadar Erdoğan yönetiminin kendini Batılı emperyalistlerin politik eksenine daha fazla bağlayan adımlarını da görüyor.
Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerde Suriye sahasındaki iş birliğinin önemli bir rol oynadığı düşünüldüğünde, Putin-Erdoğan görüşmesinde bu konuda yeni pazarlıkların gündeme gelmesi sürpriz olmayacaktır.
Erdoğan yönetimi özellikle ekonomik alandaki saldırılarına karşı işçi sınıfı ve emekçi halk kesimlerinde oluşacak hoşnutsuzluğu dizginlemek ve başta yeni anayasa konusu olmak üzere iç politikayı dizayn etmek için Kürt sorununu kullanmayı amaçlıyor. Kayyum politikasındaki ısrar ve Rojava’da yapılacak yerel seçimlere karşı operasyon tehdidi bu yönelimi açıkça ortaya koyuyor.