Yeni Partinin “Ortak gelecek için” başlığını taşıyan programı, geçtiğimiz günlerde açıklandı. Programda Yeni Partinin “Türkiye’de siyaseti, iktidarı, hayatın işleyişini ve Türkiye’nin kaderini değiştirmek için” yola çıktığı ve önceliğinin “Devletin işleyişini, ekonominin önceliklerini, siyasetin dilini ve iktidarla yurttaş arasındaki ilişkiyi değiştirme iradesi” olduğu vurgulanmıştı.
Bunların olumlu gelişmeler olduğuna şüphe yok. Ancak, bir bütün olarak programa bakıldığında yaşanan krizin yapısal derinliğinin yeterince kavrandığını ve dönemin ruhuna uygun bir hazırlığın yapıldığını söylemek mümkün değil. Yeni Parti programında kaleme alınan çözüm önerileri, ülkenin en önemli sorununun ‘temsil krizi’ olduğu algısını yaratıyor.
Oysa Türkiye’de yaşanan durum bir temsil krizinin, temsili demokrasi yorgunluğunun çok ötesine geçmiş durumda. Yaşanan krizin tek ve en önemli nedeni, siyasetçilerin yozlaştığı bir ortamda isteksiz seçmenler haline gelen kitlenin siyasete yabancılaşması ve siyasal katılımdan geri durması değil. Liderlere, parti yönetimlerine, meclislere ve karar mekanizmalarına duyulan güven eksikliği bir ‘temsil krizi’ni içeriyor olsa da bu durumun içinde yeşerdiği baskı ortamının önemini görmezden gelme lüksümüz yok.
Yeni Partinin “değişim çağrısı”, “demokrasi, yönetim ve adalet”, “kalkınma ve ekonomi”, “sosyal devlet” ve “dış politika, güvenlik ve dirençlilik” olmak üzere beş bölümden oluşan programı, ülkeyi bu hedeflere taşıyacak aktörün tanımını tehlikeli bir biçimde belirsiz bırakıyor.
Geniş kesimlere ulaşma kaygısı içinde hazırlanmış olan program, üstlendiği yükü kaldırma kapasitesine sahip olan tek gücün, işçi sınıfının önemini görmüyor. Siyasal alanda yaşanan gerilimin yapısal gerekçelerini ideolojik düzlemde tanımlamaktan kaçınıyor. Kendi tarihine sadık kalmak için yeterince açık konuşmuyor.