Tuğçe Tatari'nin Soma izlenimleri: Yevmiyesi 35 lira, fıtratı ölüm

 

TUĞÇE TATARİ

Soma’da ‘olayın meydana geldiği’ madene ulaştığımı onlarca canlı yayın arabasını görünce anladım. Adeta dev bir plato kurulmuş, bir film çekiliyor… Aşağıda aralıksız arama kurtarma çalışmaları sürerken tepeciğin üzerinde ‘renkli cam’ın ünlü simaları yanlarında konukları, fonda maden; olayı değerlendiriyorlar.

İki farklı dünya…

İçinden yoksulluğun, haksızlığın, adaletsizliğin, itilip kakılmaların ve ölümlerin geçtiği hayatların sadece prodüksiyonlarda, senaryolarda, sinemalarda hayat bulmasını ne çok isterdim diye düşünüyorum yoğun rüzgarla beraber etkisine girdiğim karbonmonoksit gazı ve toz bulutu arasında yürüken.

Sanki içim boşaltılmış, amaçsız, hedefsizce yürüyorum ‘olay yeri’ne doğru.

Danışmanların anlamadığı

Bir arbedenin ortasında kaldığımı da biraz geç fark ediyorum. Enerji Bakanı yuhalanıyor, korumaları çemberi sıkılaştırmaya çalışıyor. Aralarında kalıyorum.

Danışmanların konuşmalarını duyuyorum. Tatları kaçmış. ‘Bunlar hep provokasyon’ diye yorumluyorlar içeriden gelecek haberleri bekleyen telaşlı kalabalık tarafından kabul görmeyişlerini.

Oysa her hallerinden belli oluyor ki günde 35 lira yevmiye için ölümü göze alan, her sabah evden helalleşerek, ekmek parası kazanmak için kelleyi koltuğa koyarak çıkan bu insanların zorundalıklarının sebebi, işleyen sistem, haliyle bizzat kendileri… Bir kere bile akıllarından geçirmeyi denemiyorlar bunu.

Onlara göre yuhalanmalarının nedeni başka. “Dışarıdan gelen provokatörler” diyorlar, “Bu insanlar Somalı değil” diyorlar.

Oysa bilmiyorlar bile, Soma kozmopolit bir yerleşim alanı. Güneydoğu’dan gelen de, Karadeniz’den gelen de, Ege’li de var. Haliyle madenden gelecek haberi bekleyen aileler evet Somalı değil, ama içerideki oğulları, kocaları, sevgilileri, ağabeyleri de Somalı değil.

O merdiven

merdiven
(Fotoğraf: Reuters)

 

Televizyonlardan aşina olduğunuz o merdivenin önüne geliyorum. İşçilerin sedyeyle çıkartılıp ambulansa bindirildiği o merdiven…

Önce siren sesi geliyor. Ardından ‘Yolu açın’ uyarısı. Ambulansın kapısı açılıyor ve hızlı adımlarla sedyeler ambulansa yerleştiriliyor. Kaç ölüm, kaç acı, kaç haykırış. O kısacık yolda, o merdivende kaç hayatın kararışına tanıklık ettiğimi inanın bilmiyorum.

Bir travma yaşanıyor. Ani kayıplar yaşayan bu insanlara mutlaka psikolojik destek vermek gerekiyor.

Kimi bilgi alamamasına, yakınlarına bunca saat geçmesine rağmen ulaşılamamış olmasına tepkili. Kimi az da olsa umutlu, kimi umudunu yitirmiş ama cenazesinin bir an önce çıkartılmasını bekliyor.

Asker ve polis de yasta

Çok sayıda asker çok sayıda polis görev yapıyor. Merdivenden indirilen sedyelerin üzerindeki ölü bedenleri gören halkın alevlenmesini önlemekle görevliler.

Ama onlar da yasta. Yüzlerinde belirgin bir acı ifadesi. Çoğu genç. İstanbul’dan gelen polis memurları, Muğla’dan gelen jandarmalar her cansız bedenden sonra ‘Allah geride kalanlara sabır versin’ diyor.

Ortalıkta bir siyasi figür olmadığında gerilimden çok ağır bir yas havası hakim ortama.

Ölü sayısı gizleniyor mu?

(Fotoğraf: DHA)
(Fotoğraf: DHA)

 

Arama kurtarma ekipleri çalışıyor. Türkiye’nin dört bir yanından gelmişler. Hemişireler ve doktorlar da öyle. Hepsi gönüllü.

Onlarla konuşuyorum. Tepkili ve üzgünler. Ama resmi açıklamaları çürütmek istemiyorlar.

Organizasyon aksaklığına, bilinçsiz kurtarma çalışmalarına ve aşina olduğumuz ‘ölü sayısı’na  itirazları var. ‘Off the record’ olmak kaydıyla ‘282 ölüden çok daha fazlası’ diyorlar.

Açıklama yapmamak, gazetecilerle konuşmamak talimatı almışlar, buna uymaya çalışıyorlar.

Yakınından haber almak için bekleyenler yalvarırcasına bakıyor gazetecilerin gözlerine. Mağduriyeti, acıyı görmek ama yardım edememek insanı boğuyor.

Soma’da olan Soma’da kalmasın

yerkel son

Hastaneler, mezarlıklar, camiler, soğutucu depoları önünde bekleyenler… Her biri acı bir gerçekle, sistemin sevdiklrini seçme hakkı tanımadan mecbur ettiği bu ölüme isyan ediyor.

Maaş bordroları, kredi borçları, banka defterleri elden ele geziyor. “Üç kuruş için, para kazanmaya mecbur olduğu için öldü oğlum” diye haykırıyor analar. “Bebeğimiz doğalı iki ay oldu” diye ağlayan eşler. Oğlunu teşhis etmenin acısıyla iki büklüm olmuş babalar. Nişanlısının naaşını arayan, adını haykıran gözü yaşlı genç kızlar…

Ve Soma’ya gelip ortalıkta dolaşıp acıyı öfkeye dönüştüren siyasiler. Açıklamalarıyla isyan ettiren bakanlar… Protestocuları döven, tartaklayan müşavir. “Bu işin fıtratında ölüm var” diyen ve yuhalandığı için sinirlenip acılı vatandaşın üzerine yürüyen, korumaları tutmasa daha da ileriye gitmek isteyen başbakan…

Yani Soma’da yaşananları neresinden tutsanız ağlarsınız!

Tümü 20 ila 40 yaş arası, kesin sayısı bilinmeyen, bilinse de gizlendiğine inanılan yüzlerce insan yok oldu gitti. İnsan hayatının bozuk para gibi harcandığı ülkenin gazetecileri olarak bizlere de Soma’da yaşananı Soma’da bırakmamak ve vatandaşı olduğumuz ülkeden bir kere daha utanmak kaldı.