‘Sübliminal darbe mesajı’ verdiği gerekçesiyle 12 gün gözaltında tutulduktan sonra önceki gün serbest bırakılmasına rağmen dün savcının itirazı üzerine hakkında yakalama kararı çıkarılan, bugün de tutuklanan yazar Ahmet Altan’ın hakime verdiği ifade ortaya çıktı.
Altan, ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak’la suçlamasıyla karşı karşıya.
Yazar, dünkü yakalama kararı üzerine avukatı Veysel Ok’la birlikte Çağlayan’daki İstanbul Adliye Sarayı’na giderek savcılığa teslim olmuş, kaydı yapıldıktan sonra Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne sevk edilmişti.
Sabah saatlerinde de savcılığa sevk edilmesi beklenen Altan, mahkemece tutuklanmıştı.

İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimi Bekir Altun, tutuklama kararında Altan’ın Taraf gazetesi genel yayın yönetmenliği döneminde yaptığı yayınlarla ‘TSK’yı itibarsızlaştırma yönünde manşetlere yer verdiği’ ve ‘FETÖ’nün gayesine hizmet ettiği’ iddialarına yer verdi.
Kararda, Ahmet Altan’ın darbe girişiminden haberdar olduğu ve 14 Temmuz’da katıldığı Can Erzincan Tv yayınında ‘askeri darbe girişimine zemin hazırlamak’ ve ‘kamuoyunun algısını şekillendirmek amacıyla’ hareket ettiği öne sürüldü.
Hakim Altun, Ahmet Altan’ın 12 Mayıs 2016’da yayımlanan “Mutlak Korku” ve 27 Haziran 2016’da yayımlanan “Ezip Geçmek” başlıklı yazılarında da ‘darbeden haberdar olduğunu ve darbeye zemin hazırladığını’ iddia etti.
‘Bütün savcılar bir araya gelse tek bir kanıt bulamaz’
Altan ise ifadesinde, “Öyle bir davayla karşı karşıyayım ki, dehşet verici bir suçlama var ama tek bir kanıt yok” dedi.
Altan savunmasında şu ifadeleri kullandı: “Suçlamaların ne olduğunu kavrayamıyorum. Benim bildiğim hukuk eylemler ile ilgilenir. Suç olan bir eylemi saptar ve kanıtları ortaya koyar. Ben öyle bir dava ile karşı karşıyayım ki dehşet verici bir suçlama var. Ama en küçük bir kanıt yok. Bu dava öylesine kanıttan yoksun bir dava ki beni tutuklatmak için telaş içinde olan savcı bayram arefesinde sabaha karşı evime ‘İnsan bilincinin algılamayacağı mesajlar verdiğim’ suçlamasına dayandırmıştır.
12 gün terör şubesinin nezarethanesinde yattım. 12 gün sonra mahkemeye çıkarıldım. Fakat savcı davanın başlangıcındaki bu tuhaf ve mantıksız suçlamayı bir anda sihirbaz topu gibi ortadan yok etti.
Geriye bu suçlamaya bağlı olarak söylediğim diğer korkunç suçlamalar kaldı. Terör örgütü üyeliği, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak gibi bir suçlama kaldı. Bu suçlamaları başlangıçta dediğim gibi insan bilincinin algılamayacağı mesajlara bağlamıştım. Beni tutuklamak için büyük bir çaba ve arzu olduğunu görüyorum. Ama sanıyorum ki bir mahkeme salonunda arzu ve çabalardan çok kanıtlar ile konuşmak gerekir. Hukukun ve hukukun temelini oluşturduğu devletin ciddiyeti ve gücü belgelerde ve kanıtlardadır.”
Bu binadaki bütün savcılar bir araya gelse benim terör örgütünün üyesi olduğuma, bir hükümeti gayri demokratik bir biçimde devirme çabasında bulunduğuma dair bir tek kanıt bulamaz.
Bütün hukuk sistemine, bu adliye binasına, bu adliye binasında çalışan bütün hukukçulara şunu söylüyorum: Hakkımda tek bir kanıt bulunmuyor, bu ülkede bir yazar sadece bir savcı mantık dışı nedenlerle tutuklanmasını istedi diye tutuklanırsa bu o ülkenin hukuk sistemine, devletin ciddiyetine ve bu ülkeyi yönetenlerin bu ülkeyi yönetme kabiliyetlerine karşı bir hareket olur.
15 Temmuz faciasının soruşturmasını gayri ciddi bir hale getirir, yolundan saptırır ve bu soruşturmanın ciddiyetle devamını engellersiniz.
Benim bir terör örgütü üyesi olduğuma dair kanıt nerededir? Herhangi bir yazarın bir terör örgütüne üye olması ihtimali var mıdır? Örgüt üyeliği dediniz, ciddi ilişkilerden bu ciddi ilişkilerin oluşturduğu bir hayat tarzından bir örgüt içerisinde görev yapmaktan geçer, benim hayatımda bunlarla ilgili bir kanıt, tek bir ima, küçük bir iz bile bulamazsınız. Beni tutuklayabilirsiniz, bu yetkiniz ve gücünüz vardır. Ama kararınızın hukuka uygun, adil, bu topluma karşı sorumluluğunu yerine getiren, bu ülkeyi yönetenlerin hukuksuz bir ülkeyi yönetiyor utancından kurtaran bir karar olabilmesi, böylesine kanıtsız, temelsiz sadece öfkeye ve intikam isteklerine dayalı bir talebin reddedilmesi ile mümkün olur.
Sadece kendim için değil, bu ülkenin hukuku, adaletin güvenilirliği, insanların kendi ülkelerinin adaletine, yargısına, yargıçlarına güvenin devamı, bu ülkeyi yönetenlerin kendi ülkelerindeki hukuk gelişmelerinden dünyanın her yanına başları dik söz edebilmeleri için bu talebi reddedeceğinizi umuyorum.”
Fidan’ı savunduğu yazılar
Altan’ın avukatı Veysel Ok da, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrıldığı, kamuoyunda ‘MİT operasyonu’ olarak anılan 7 Şubat 2012 tarihinin ‘FETÖ’ soruşturmalarının miladı olarak belirlendiğini hatırlattı.
Ok, o dönem Taraf gazetesinin genel yayın yönetmenliğini üstlenen Altan’ın Fidan’a yönelik bu girişimi eleştirdiği ve Fidan’ı savunduğu yazıları hâkime sundu.
Avukat, “Altan yazılarında, hükümetin Kürt meselesinin çözümü için yaptığı barışçıl görüşmelere cemaatin, FETÖ’nün haksız saldırılarını eleştirmiştir. Eğer miladı MİT operasyonu ise müvekkilim o gün legal olan hükümetin ve Kürt meselesinde barışçıl çözümün yanında durmuştur” dedi.