Gerek 30 Mart, gerekse ağustos seçimleri pek çok kişiye CHP için nihai dönüşüm eşikleri gibi görünmüştü.
Ben o zamanki iyimserliği aşırı bulmuştum. Ağustostan sonra ‘Dananın kuyruğu kesin kopar artık’ diyenlere de, birkaç TV programında ‘Önemli bir gelişme beklemeyelim’ dediğimi hatırlıyorum.
Ne pahasına olursa olsun kriz üretelim, sistemi tıkayalım, bunu da kendi seçeneklerimizi netleştirmeden yapalım’ çizgisi hep cazip geldi. Parti, iç kavgalarını, Bizans geleneğine uygun çekişmelerini ve yarım ağızlı söylemlerini siyaset zannetti.
CHP, siyasette iktidar-muhalefet ilişkilerinde makul bir simetri hali için çok gerekli olduğu halde, AKP dönemindeki konumunu, toplumla, özellikle de kendisini mağdur hisseden, derdine deva bulamayan kesimlerle ilişkileri normalleştirmemekte direnerek heba etti.
Sıradan bir çıkış
Emine Ülker Tarhan’ın istifası önemli bir gelişme mi? CHP’nin bu haline bakıldığında elbette ki hayır. Tarhan’ın adımı, çalkalanıp duran, çekiştirilen bir parti içinde refleksin ötesine geçmeyen, sıradan bir çıkış. Ancak istifalara toplu katılmalar olursa anlamlı, olumlu bir gelişme sayılabilir.
Esas mesele çok daha derindedir: Antalya kampında konuşan sosyolog Sencer Ayata, partinin %14 Kürt oyundan sadece %1.5 pay aldığını söyledi.