Belki siz de ayçiçek yağı almak için kuyruklara girenlerden oldunuz. Eğer almak için çaba sarf etmediyseniz bile, bu çabayı sarf edenlerin görüntülerine denk gelmişsinizdir. Fiyatının çılgınca arttığını da gördünüz. Bütün bunlar neden oldu? Efendim, Türkiye ayçiçek yağı ihtiyacını temin etmenin “zahmetsiz” bir yolunu bulmuştu: “paramız var, alırız!” Tarımsal planlama, çiftçiye destek, kamu kaynaklarının aktarımı gibi işlerle uğraşmaya gerek yok. Bastırırsın parayı, alırsın malı! Ama görüldü ki paran olsa bile alamayabilirsin, alsan bile getiremeyebilirsin.
Benzer bir durum buğdayda da yaşanıyor. Türkiye kendi ihtiyacını karşılayacak miktarda üretim yapamadığı için buğday ithal etmek zorunda kalıyor. Bilin bakalım nereden? Evet, neredeyse tamamını Rusya ve Ukrayna’dan. Hani şimdi savaşta olan iki ülke var ya, işte oralardan. Çılgın bir biçimde buğday fiyatlarının da yükseldiğini görüyoruz ve bu yükselişin nerede duracağı tahmin edilemiyor.
Fosil yakıtlar konusunda dışa bağımlı olmayı anlayabilirim. Toprağınızın altında yoksa yoktur. Ama ya tarımsal ürünler? Onlarda niye dışa bağımlı hale geldik?