Türkiye üretiyor. Ama asıl soru şu: Bu üretim neyle yapılıyor?
İthal enerjiyle, ithal ara malla, ithal makineyle, ithal kimyasalla. Tarımda ithal tohumla, ithal gübreyle, ithal ilaçla. Yakıt dışarıdan, makinenin parçası dışarıdan, kumaşın ipliği dışarıdan, elektroniğin çipi dışarıdan, tarlanın gübresi dışarıdan geliyor.
Türkiye’nin temel sorunu üretmemesi değil; üretimin dışarıya bağımlı hale getirilmiş olmasıdır.
Cari açık da tam burada başlar. Yurt dışından kazandığın para, yurt dışına yaptığın ödemeyi karşılamıyorsa açık verirsin. Ama mesele yalnızca “çok ithal ediyoruz” diye geçiştirilemez. Asıl soru şudur: Ne ithal ediyoruz?
Türkiye’nin ithalatının büyük kısmını enerji ve ara mallar oluşturuyor. Yani tüketmek için değil, üretmek için almak zorunda olduğumuz kalemler. Bunlar kesildiğinde fabrika durur; pahalandığında maliyet yükselir; dövizle alındığı için kur her sarsıldığında üretim yapısı birlikte sarsılır.
Mehmet Şimşek’in temsil ettiği ekonomi çizgisi ise bu tabloya başka yerden bakıyor: cari işlemler açığını “tasarruf açığı” olarak görüyorlar. Ülke yeterince tasarruf etmiyor, fazla harcıyor, dış kaynağa ihtiyaç duyuyor diyorlar. Bu teşhisten çıkan reçete de bellidir: iç talebi kısmak, krediyi daraltmak, faizi yükseltmek, ücretleri baskılamak.
Oysa Türkiye’nin sorunu tasarruf düzeyiyle açıklanamaz. Daha derindeki sorun, üretimin ve GSYH’nin yapısıdır. Türkiye büyürken ithalata bağımlı büyüyor. Sanayi üretimi arttığında enerji, ara malı, makine, kimyasal ve teknoloji ithalatı da artıyor. İhracat yapabilmek için önce ithalat yapmak zorunda kalıyor.
Bu nedenle cari açığın altındaki asıl mesele dış ticaret açığıdır; dış ticaret açığının altında ise üretimin ithal girdiye bağımlı yapısı vardır.
Ekonomi yönetimi bu yapıyı değiştirmek yerine cari açığı bir sonuç değişkeni olarak yönetmeye çalışıyor. Faizle talebi soğutuyor, kurla denge arıyor, yabancı sermaye girişiyle açığı finanse etmeye uğraşıyor. Ama bunlar üretim yapısını değiştirmez. Sadece sorunu erteler.
Oysa tanı yanlışsa tedavi de yanlış olur. Sorun yurttaşın fazla harcaması değil, üretimin ithal girdiye mahkûm edilmiş olmasıdır. Kur yükseldiğinde maliyet artıyor, fiyatlar yükseliyor, enflasyonun bedeli yine ücretliye, emekliye, küçük esnafa çıkarılıyor. Dışa bağımlı üretim modeli yalnızca cari açık üretmiyor; gelir dağılımını da bozuyor.