Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye ziyareti Batı dünyasının ilgisini çekmeye devam ediyor. Washington Post, Putin’le ikili görüşme yaptığı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasındaki benzerlikleri yazdı.
Time dergisinin eski editörlerinden Ishaan Tharoor’un kaleme aldığı makalede, iki liderin enerji işbirliğine rağmen başta Suriye olmak üzere, Mısır ve Ukrayna konularında derin anlaşmazlık yaşadığını yazdı. Ancak gazeteye göre üç benzerliği görmemek neredeyse imkansız…
Muhafazakar değerler

Putin de Erdoğan da hiçbir zaman kalpten liberal olarak görülmeyecek. Putin ateşli bir milliyetçi ve Rus Ortodoks Kilisesi’nin dindar bir üyesi. Hükümeti eşcinsellere karşı yasalar çıkardı; kendisinin de cinsiyet eşitliğinin savunucusu olduğu pek söylenemez.
Erdoğan ise Müslüman inancını gizlemeyen, gösterişsiz bir geçmişten gelen bir adam. Erdoğan, toplumsal ve siyasi hayatın bütün alanlarında demir yumruklu bir laikliği onyıllardır kucaklayan bir ülkedeki ortamı derinden sarstı. Anadolu’daki muhafazakar, İslam odaklı seçmenleri sayesinde 10 yıldan uzun süredir de iktidarda.
Putin ve Erdoğan’ın ikisi de, Batı’nın evrensel değerler ve insan hakları konusunda kendilerine ders vermesine karşı güçlü bir alerjiye sahip.
Ve bu ikili, karşı cins hakkında konuşurken de ortak noktalar bulmuş olabilir: Eroğan daha geçen hafta, kadınların fıtratları farklı olduğu için erkeklerle eşit olamayacağında ısrar edince manşetlere çıktı.
Muhalefeti bastırmak
Putin de Erdoğan da son yıllarda otoriterelerine karşı meydan okumaların üstünden geldi ve iktidarlarını pekiştirmeye kararlı görünüyor.
Putin, açık bir muhalefete ve protesto gösterilerine rağmen, tartışmalı bir biçimde kazandığı seçimlerin ardından 2012’de üçüncü kez başkanlık koltuğuna oturdu. Hükümeti de, muhalefeti ezmeye girişip onlarca muhalifi tutukladı.
Türkiye’deyse, Erdoğan’ın alttan alta yürüyen otoriterliğine karşı geçen yıl önemli kentlerde milyonlarca kişi sokağa çıktı. Erdoğan’ın hükümeti eylemlere ve işgallere direndi; nihayetinde de göstericileri dağıttı. Erdoğan ayrıca bir dizi yolsuzluk skandalına ve bir zamanlar aynı kampta bulundukları etkili Gülen hareketiyle sert bir siyasi savaşa da göğüs gerdi.
Erdoğan tüm bunların ardından cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandı ve şimdi, belki de iktidarını kalıcı kılmak amacıyla, anayasayı değiştirmek istiyor.
Açık konuşalım; Putin, tam teşekküllü bir otokrat olma yolunda Erdoğan’a kıyasla daha ileri bir noktada duruyor. Türkiye’deki seçimler, Rusya’dakilere kıyasla daha rekabetçi (ve daha adil).
Putin’in partisinin ulusal siyasette daha güçlü bir kontrolü olduğu ve Kremlin yanlısı medyanın ulusal tartışmalarda daha baskın olduğu söylenebilir. Putin bu sene, bazı protesto türlerini suç haline getiren bir yasayı bile çıkarmayı başardı.
İmparatorluk nostaljisi
Kişilik kültlerinin parçası olarak, Erdoğan ve Putin’in her ikisi de emperyal geçmişin görkemine değiniyor.
Erdoğan, 1’inci Dünya Savaşı’nın sonunda çöken Osmanlı İmparatorluğu’nu açıkça sahipleniyor.
Önceki nesil Türk milliyetçileri, Avrupa’nın ulus devletlerine rakip olamayacak kadar zayıf görülen Osmanlı geçmişine mesafeli yaklaşıyor, bunun yerine daha dar kapsamlı, güçlü ve laik bir kimliği öne çıkarıyordu. Erdoğan bunu yapmıyor; Türkiye’nin Ortadoğu’daki yerinden, Boğaz’a köprü inşaatına kadar her alanda Osmanlıları anıyor.
Putin’se Rusya’nın dünyadaki rolü konusunda, ülkenin bugünkü yavaşlayan ekonomisi ve demografisinden ziyade Çarlık dönemiyle Sovyet Rusya’nın hayallerine daha yakın olan bir his taşıyor.
Putin Kırım’ın Rusya’ya geri dönüşünü, Karadeniz’deki bu yarımadada 19’uncu yüzyılda onca Rus kanının dökülmesini haklı çıkaran bir surum gibi resmetti. Dahası, Moskova’nın Ukrayna’nın doğusundaki Rusya yanlısı isyancılara zımni desteği, 18’inci yüzyıldaki bölgeye yönelik ‘Novorossiya‘ ya da ‘Yeni Rusya‘ vizyonuyla uyumlu.
Bu kavram ilk kez, Çarlık Rusyası’sının Osmanlı’nın gevşek yönetiminden aldığı toprakları kontrol ettiği bir dönemde ortaya çıkmıştı. Bu iki imparatorluk, varlıklarının son yıllarına kadar birbiriyle sık sık savaştı.
Tabii Putin ve Erdoğan, böylesi bir tarihin yakın ilişkileri sekteye uğratmasına izin vermeyecektir.
