TÜİK’in son açıkladığı doğum istatistikleri ve bölgesel makroekonomik veriler birlikte analiz edildiğinde, Türkiye’nin nüfus yenilenme dinamiğini kaybettiği açıkça görülüyor.
2020 yılında 1,77 çocuk olan toplam doğurganlık hızı, 2025 yılına gelindiğinde çarpıcı bir düşüşle 1,42’ye gerilemiş durumda.
Veriler incelendiğinde en net korelasyonlardan biri eğitim seviyesi ile doğurganlık hızı arasında karşımıza çıkıyor. 2025 yılı verilerine göre, okuma yazma bilmeyen ya da bir okul bitirmeyen kadınlarda doğurganlık hızı 2,07 çocuk ile nüfus yenilenme sınırına yakın seyrederken; yükseköğretim mezunu kadınlarda bu oran 1,24’e kadar düşmektedir.
Türkiye, “zenginleşmeden yaşlanan” ülkeler ligine girmektedir. Batıda eğitimli ve istihdama katılan nüfus çocuk yapmayı ekonomik bir yük olarak görürken, doğuda ekonomik imkânların kısıtlılığı demografik momentumu sınırlamaktadır. Genç nüfus avantajına güvenerek inşa edilen büyüme modellerinin sonuna gelinmiştir.
Önümüzdeki dönemde işgücü verimliliğini artıracak yapısal reformlar yapılmaz, kadınların iş ile aile yaşamını dengeleyebileceği makro teşvikler ve kreş destekleri hayata geçirilmezse, Türkiye ekonomisi çok uzak olmayan bir gelecekte akut bir işgücü krizi ve taşınması imkânsız bir sosyal güvenlik yüküyle karşı karşıya kalacaktır.