AKP-Saray dikta rejimi, Amed halkının iradesini çiğneyerek eşbaşkanları tutukladıktan sonra, soluk bile almadan Cumhuriyet gazetesine saldırdı. Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları gözaltında.
Az sonra tirajları toplam elli bini bulmayan bir kaç muhalif gazete de kapatılacaktır.
Medya diye bir kurum yoktur.
Türkiye’de parlamenter, silahsız, barışçı mücadele dönemi bizzat Tayyip Erdoğan tarafından kapatılmıştır. Halka, demokrasi güçlerine karşı devletin elindeki silahlarla savaş açılmıştır.
TBMM diye bir kurum artık göstermeliktir. Türkiye’de Anayasa yok.
OHAL adı altında, Türkiye tarihinin görmediği bir “hukuksuzluk” düzeni var.
Bu durumda ne yapılmalıdır?
Gazeteler, TV’ler kapatıldığına ve her durumda internet kesildiğine göre, “özgür medya” nasıl olacak? Bir arkadaşımızın dediği gibi “herkes muhabir”, her ev “gazete idarehanesi”, her bilgisayar “matbaa” olmalı. Printer’de çoğaltılan “samizdat” türü “yayınlar” elden ele dolaşmalı. (Samizdat, Doğu Bloku ülkelerinde muhalif yayıncılığın adıydı, ‘sam’ kendi demek, izdat ‘yayın’ anlamına gelmekte. Yani anti-komünistlerden de bir şeyler öğrenmek mümkün…)
TBMM göstermelik hale geldiğine göre… Bu çetin mesele nasıl çözülecek? Az sonra HDP TBMM grubunun büyük çoğunluğu tutuklanacak. Bu durumda CHP ne yapacak?
AKP-Saray, 7 Haziran darbesinden sonra TBMM’de kaybettiği “çoğunluğu” 1 Kasım’da savaş sayesinde gaspetti. “Allahın lütfu” diyerek kendi rolünü itiraf ettiği 15 Temmuz darbesi sayesinde MHP’yi yuttu. TBMM’de “illegal” bir egemenlik kurdu.
HDP tasfiye edilmeden CHP’nin HDP’yle birlikte harekete geçmesinin önemi sanırım dün iyice anlaşıldı. Amed Belediyesi’ne saldırıyı Cumhuriyet’e saldırının izlemesi, HDP’nin tasfiyesini CHP’nin tasfiyesinin izleyeceğini kanıtladı.
Dikkat edin. Cumhuriyet gazetesine karşı son günlerde başlayan medya saldırısını unutmayın. CHP’ye yönelik “FETÖ’cülük” suçlamalarını ve bir CHP Genel Başkan yardımcısına yönelik silahlı saldırıyı küçümsemeyin. Türkiye’de “ülkücü” ve “Akıncı” ittifakı halka karşı şiddete artık hazır.
O halde…
O halde, şimdi “kademeli bir şekilde” CHP, HDP’yle birlikte “sine-i millete” dönemez mi? (HDP’nin tek başına boykotundan söz etmiyorum.) Örneğin ilk adımda OHAL rejiminin son bulması talebiyle CHP ve HDP TBMM’den “bir haftalığına”, olmayınca “iki haftalığına” ve giderek artan sürelerle çekilmesi AKP-MHP-Saray’ı teşhir bakımından etkili bir yöntem olmaz mı? Ortada sanki parlamento ve parlamenter bir rejim varmış gibi, gittikçe saldırganlaşan, utanmazlaşan AKP’lilerin hakaretleri altında bu oyunu oynamanın bir anlamı var mı?
Rejim CHP’yi de tasfiyeye başladığı zaman ne olacaktır? Ülkenin “yarısını” siyasal yaşamın dışına atan bir iktidar meşru sayılabilir mi?
TBMM’de yapılacak “kademeli boykot”, Saray’ın aklını başına getirmeye yetmediği zaman, bunun sonucu yurtdışında “parlamento” perspektifine kadar gidecek olursa, bu iktidar ne yapar?
Ben kişisel görüş olarak bu soruları soruyorum. Elbette bu görüşler, bizim gazetemizi bağlamaz, yalnız beni bağlar. Amacım “radikal demokrasiye” yaraşır bir “radikal muhalefet”in tartışmasını yapmaktır.
Radikal bir muhalefete acilen ihtiyaç var.
Eğer “rejim faşist karakter kazanıyor” laflarını laf olsun diye etmiyorsak, o rejime en uygun “sivil” yöntemlerle karşı koymalıyız.
“Beklemek” şu anda AKP-Saray rejimine verilecek en büyük destektir.
Aklıma Aziz Nesin’in ünlü öyküsü geliyor böyle durumlarda. “Du bakali nolacak?”…Hikayeyi isteyen internetten filan indirebilir. Burada büyük mizah ustası “beklemenin” kepazelik demek olduğunu mükemmel bir şekilde anlatır.
Gerçi CHP “bekleyerek” fırtınayı belki atlatabilir.
Ya onun tabanı…
Yurtsever laikler? Aleviler?
İlk “başkanlık rejimi referandumunda” rejim onların varlık şartlarına saldıracaktır. “Şia’nın Tel Afer’e geleceği varsa göreceği var” diyerek bölgede mezhep savaşına bulaşan bir rejim, CHP’nin “bekleyen” şeflerine “dokunmasa” bile, onun tabanına saldıracaktır.
Ne deniyordu? “Susma, sustukça sıra sana gelecek.” Geldi bile. Şimdi slogan şu: “Bekleme, bekledikçe sıra sana gelecek.”