
Dr. FEYZA BAYRAKTAR
info@feyzabayraktar.com
Konya Şehir Hastanesi’nde görevli kardiyoloji uzmanı Dr. Ekrem Karakaya’nın öldürülmesinin ardından, hekimlerimizin güveliği tekrar gündeme geldi. Şiddet, bir çok farklı alanda sağanak şeklinde üzerimize yağarken- istatistiklere bakacak olursak- bu sağanağa en fazla maruz kalanlar arasında hekimleri de görebiliriz.
Hekim yakını kişiler şüphesiz daha iyi bilir ki dünyada böylesi özveri ve adanmışlıkla yapılan sayılı meslek var. Aslında hekimlik, bir meslekten çok daha fazlası. Hekim, sadece önlüğü üzerindeyken görev başında değil. Günün her saati, insan hayatının söz konusu olduğu her durumda görevi devam eder. Tatilde, trafikte, yolculukta, özetle insanın olduğu her yerde, her an en az bir hekime ihtiyaç duyulabilir. Hekimin; “Ben şu an tatildeyim” demek gibi bir lüksü -çoğu zaman- olamaz… Soluklandığı bir dakikanın bile faturasını önceden hesap etmesi gerektiği için meslek hayatının büyük bir bölümünü diken üzerinde geçirir desek abartmış olmayız.
Yurt dışında yaşamış ya da yurt dışı seyahati sırasında hastalanıp o an bulunduğu ülkedeki hekimlere başvuranlar iyi bilir ki dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile bizim doktorlarımız kadar bilgili ve deneyimlisini bulmak neredeyse imkansız. Kendisi yurt dışına gitmemiş bile olsa eşinden dostundan yaşadıkları deneyimleri dinleyenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çok.
“Beni Türk hekimlerine emanet edin” talebinin gayet yerinde olduğunun birçoğumuz farkındayız. Bazılarımızsa bu farkındalıktan ne yazık ki hayli uzak. Gerçekçi olmayan beklentilerle, yönetmekte zorlandıkları öfkelerini, hekimlerimizin üzerine dolu dizgin sürme hakkını kendilerinde görebiliyorlar.
Çaresizliğimizi bir başkası üzerinden gideremeyiz
İnsan kendisinin ya da sevdiklerinin hayatı tehdit altında olduğunda yoğun kaygı hissedebilir. Kendisi ya da sevdiği bir yakını hastalandığı zaman ya da bir yakınını kaybettiği zaman derin üzüntü duyabilir. Var olan durumu, olduğu gibi tüm gerçekliğiyle kabul etmekte güçlük çekebilir. Tüm bunlar, insan olmanın doğasında var. Yalnız, hayat üzerindeki kontrolsüzlüğümüzü ya da bazen bir gerçekliği değiştirecek kadar gücümüz olmadığını, yani aslında hayatın hesapsızca önümüze getirdiği acılar karşısında zaman zaman hissettiğimiz çaresizliği bir başkası üzerinden gideremeyiz.
İnsan olmanın çizdiği sınırlar, farklı durumlarda hepimizi zorlasa bile bir başkasına şiddet uygulayarak üstünlük kazanmıyoruz. Aksine şiddet uygulamak, insan denen varlığın gücünün göstergesi değil; zafiyetinin dışavurumu.
Vatan hepimizin evi
Bir hekimin görevi, kabaca özetlemek gerekirse, ‘eğer tedavi mümkünse insanı sağlığına kavuşturmak’ ya da yaşam kalitesini arttırmak için ona destek olmaktır. Yalnız, unutulan bir nokta var ki o da hekimin de bir insan olduğu. Hekimler de birçok insan gibi yorulur, hatta bir çok insandan daha fazla yorulur. Hepimiz pandemi sürecinde şahit olduk ki hekimlerimiz olağanüstü şartlara rağmen görevlerini yerine getirmek için canla başla uğraştı. Böyle bir mücadelenin ancak çok büyük bir özveriyle verilebileceğini, kendimize daha sık hatırlatmamız gerek.
Gerçekçi olmayan beklentiler karşılanmadığı zaman hekime öfkelenmek, sözlü ya da fiziksel şiddet uygulamak, adanmışlık üzerine inşa edilmiş bir mesleği değersizleştirmektir. Dünyanın en iyi hekimlerine sahip ülkelerden biri olduğumuz göz önüne alınırsa, onlara şiddet uyguladığımızda bu ülkenin vatandaşları olarak aynı zamanda kendimize de zarar veriyoruz.
İsteriz ki hiç kimse hangi meslekten olursa olsun bu ülke topraklarından göç etmesin. Yurt dışında ülkemizi temsil etsin, bizi gururlandırsın ve fakat kendisini sahiplenilmemiş hissettiği için bu ülkeden göç etmesin. Unutmayalım ki aidiyet hissetmek, insanın en temel ihtiyaçlarından birisi ve insan ait hissetmediği bir yerde huzurlu ve mutlu yaşayamaz. Ne iş yaparsa yapsın, o işten alınan verim istenen düzeyde olmaz.
Nazım Hikmet’in dizesindeki gibi “Vatan ki insanın eviyse…” evimizdeki insanlara, yani ailemize sahip çıktığımız gibi sahip çıkmamız gerek; sağlıkçımıza da hukukçumuza da çiftçimize de işçimize de kadınımıza da erkeğimize de çocuğumuza da. Özetle tüm insanlarımıza… Ayırt etmeksizin.
“Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır” demiş Can Yücel. Toplum olarak her günümüzün bağlılık ve sevgi dolu geçmesi dileğiyle, iyi bayramlar.