Bugünün “medya gerçekliği” yanında, bir ötekini düşman, hain sayan, durmadan ihbar eden, itibarsızlaştırmak için çırpınan, iliştirilmiş gazeteciliği marifet ve biat-itaat, buyruk-kuyruk rezaletini itibar sayan, dün başka bugün bambaşka sözlerinden zerre utanmayan, gazeteciliğin de insanlığın da kıblesini umursamayan bir “gazeteci dünyası”nda, artık “Hak ve Özgürlük Bildirgesi” gibi bir beyannamenin lafı bile olmaz!
Ama o günlerde, “Nail Ağabey” benden “gazeteciliğin ilkeleri”ne dair bir metin hazırlamamı istediğinde, bunun ancak “Hak ve özgürlük beyannamesi” olması ve bizzat gazetecilerin katılımını, imzasını almasının önemli olduğunu söylemiştim. Seve seve kabul etmişti.
O “Bildirge” önce 3 bin imzayla kabul edildi; sonra artmıştır! Kim bilir o imzalar nerede şimdi?
Esasen Güreli sayesinde ortaya çıkmış o demode “Beyanname”yi bugün birilerinin eline tutuştursak, ya onlar hemen yırtıp atar, ya zaten Bildirge utancından, onların yüzüne tükürüp kendini aşağı atar!
“Devlet gazetecileri”nin eski “Devlet gazetesi”ndeki bir “Fetöcü telefon uygulaması” haberini dahi, haber değil, “hainlik” saydığı… Maalesef bunun karşı tezinin ise, “Esas bu haberle biz savcılara delil sağladık” olabildiği… Daha önce “demokrat gazeteci” kılığında hepimize ders vermiş kiminin “darbeci bir örgüt”e biat-itaat ettiği… Onlara şimdi en çok giydirenlerin ise, o “cemaat”le en çok kucaklaşmış gazeteciler olduğu bir dönemde…
Ne Gazetecilik Beyannamesi, ne Nail Güreli’si ey hayat!
Hepsine Allah rahmet eylesin!