Soma’da 301 işçiyi yok eden maden katliamının 10’uncu yılı “kutlanmaya” devam ediliyor! Dönemin başbakanı epeydir cumhurbaşkanı. Dönemin katliamdan sonra yere düşmüş işçiyi tekmeleyen Başbakanlık danışmanı, yurt dışında Türkiye’yi temsil ettikten sonra, TFF kadrosunda sanırım. Türkiye Futbol Federasyonu uygun seçim yapmış, Tekme Federasyonuymuşçasına. Nihayetinde topa tepik, işçiye tekme. Dönemin maden sahibi özgür. Dönemin başka işçileri, hatta sonradan maden işçisi olmuş olanlar, köle. Bir de madenci milletvekili, hem Fernas işçilerinin patronu hem iktidar milletvekili. Siz unuttuysanız, istismar veya sömürü deyin, o unutmuyor. Sadece “artık değer” sömürüsü değil; kölelik şartları da. Bir de “hem siyaset yaparım hem sermaye katlarım” düzeni.
Soma’daki Fernas işçileri “Bir daha 301 olmasın” diye yürüdüler, o köle şartlarının maden işçileri. Onlar Ankara’da AKP milletvekilleriyle görüşürken patron da zaten AKP’liydi. Dertlerini anlamıştır mebuslar! Patron milletvekili dedi ki “Bize parmak sallıyorlar. Biz o parmağa boyun eğmeyiz!” Sanırsın ki devrimci, direnişçi patron! Fabrikaları tarlaları da istiyor, “bizim olacak” diye! Başka parmağa boyun eğmişsin zaten. N’olur azıcık da işçiler sallasa parmaklarını; nasırlaşmış, kömürü belirgin, ‘ömür’ü belirsiz, ölümleri avuçlarının içinde elleri mi rahatsız ediyor?
Patronun sadece madeni yok. Milletvekili haliyle kamu ihaleleri, otoyol parçaları filan da alıyor. Nasıl oluyor? Neden böyle oluyor? Çünkü bu denge çoktan oluşmuş. Siyaset ve para çarkını aynı anda döndürüyorlar. Bir, kayırdıkları büyük patronlar var. Besleniyor ve besliyorlar. İki, ayırdıkları ve siyasete soktukları patronlar var. Parmak çocuk yapıyorlar. Hem patron ol hem iktidar milletvekili, sonra iki sıfatın da birbirinden güç alarak, işçilere salla, “Boyun eğmeyiz” diye. Siz boyun eğenlersiniz ve o itaat-biat zincirlerinizi dönüp alttakilere, işçilere sallıyorsunuz. Onların parmaklarından başka kaybedecekleri bir şey yok, desem siz “İktidarın kestiği parmak acımaz” diyecek kadar pişkin misiniz?