Dün aynı anda hem başbakan hem cumhurbaşkanı olan Erdoğan’ın “Balkon konuşması”ndaki iddiası, vaadi “77 milyonun cumhurbaşkanı” olacağı idi.
Erdoğan’ın böyle bir meselesi olmayabilir ama Türkiye’nin, sadece yüzde 48’in değil, 77 milyonun da esasında önemli meselesi bu. “Gerilimsiz, düşmansız, ötekisiz” mümkün değil!
Hadi öyle olmasın isteniyor… O vakit 12 yıldır neden öyle olmadığının, özellikle son yıllarda, ölü çocuklardan acılı analara, “haddini bilmeyen” gazeteci kadınlara, eleştiren nicelerine, yerinden, yurdundan, işinden edilenlere, düşman, hain görülen 77 milyondan epeyce insana, sansürle, baskıyla sesi, gözü ve ruhu karartılanlara özür ve özeleştiri borcu hiç mi yok?
Reis-i cumhur seçilmek başka… Herkesin Reisi olmayı istemek başka! Birincisinin meşruiyeti başka… İkincisinin o meşruiyetle alakasızlığı başka.
Başbakan-cumhurbaşkanı; hakikaten, artık danışacak mı, başkasıyla tanışacak mı, karışacak mı, alışacak mı, nasıl olacaksa…
Şuna karar vermeli: 77 milyonun cumhurbaşkanı olmak ile 77 milyona Reis olmak aynı şey mi?
Karizması, başarısı, gücü, yeteneği, enerjisi, iyisi kötüsü ne olursa olsun; biat-itaat kültürü ve siyaseti içinde, parti ve seçmenin ciddi kısmı “Reis” görebilir ama 77 milyonun öyle bir yükümlülüğü yok!
Tartışılmaz ama herkesi tartışan, her şeye müdahale eden reislik; ebedi ve ezeli ağalık gibi, demokratik kültürle alakasız bir şeydir; “yenildi” dediği vesayetin ta kendidir.
Reis-i cumhurun halktan aldığı yetki, onlara sınırsız hükmetme, tahakküm etme yetkisi değildir.