Ümit Özlale: Şirketlerin işe alımda dikkat ettiği yeteneklerden biri de kolektif zeka

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Önümüzdeki dönemde şirketler ta­rafından işe alım sürecinde dikka­te alınacak yeteneklerden biri de kişinin içinde bulunduğu kurum ya da organizas­yonun kolektif zekâsına (collective intel­ligence) katkıda bulunması.

Beklentinin tersine bu niteliklerin IQ ile doğrudan bir ilişkisi yok. Bir şirket ya da organizasyon için esas olan kurumun geliştireceği ko­lektif zekâ ise işe aldığınız kişilerin ufak birer dahi olması şirketinizi daha akıl­lı yapmayabiliyor. Empati kurabilen, ik­na kabiliyeti yüksek ve öğretmeyi seven çalışanların kurumsal akla daha fazla kat­kı yapacağı bir döneme giriyoruz.

Dünyaca ünlü MIT Media Lab araştırmacıları yüzlerce farklı büyüklükteki grubun kolektif zekâ­sını belirleyen faktörleri ölçmek için bü­yük verinin (big data) de nimetlerinden yararlanarak oldukça kapsamlı bir araş­tırma yapmışlar.** Kolektif zekâyı doğ­ru tahmin etmede en etkili faktör grup üyelerinin eşit ölçüde ve sırasıyla fikir­lerini dile getirmesi olarak bulunmuş. Birkaç kişinin –ne kadar zeki ve dona­nımlı olursa olsun- baskın bir şekilde fi­kirlerini empoze ettiği grupların kolektif zekâsında önemli bir düşme görülüyor. Anlayana…

Kolektif zekâyı arttıran bir başka önemli faktörün ise grup bireylerinin duygusal zekâsı olduğu görülüyor. Bir başka deyişle, bir grup, şirket ya da top­lum için esas olan kolektif akıl ise birey­lerin duygusal zekâsı IQ düzeyinden daha belirleyici.

Duygusal zekânın en iyi ölçüt­lerinden biri de diğer bireylerin verdiği sosyal sinyalleri (social signals) iyi oku­yabilmekten geçiyor. Ve hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde kadınlar erkeklere oranla bu sinyalleri okuyup değerlendi­rebilmekte çok daha başarılılar. Bu da ça­lışmanın bir başka önemli sonucunu orta­ya çıkartıyor: kadınların daha fazla oldu­ğu gruplar kolektif zekâ ve bunun sonucu olarak da verilen işleri başarıyla bitirme konusunda daha iyi bir iş çıkartıyorlar.

Bütün bu ayrıntılar bizi yeniden yu­karıda ortaya koyduğumuz argümana götürüyor: bir toplum içinde performansı en fazla etkileyen faktör o toplum içinde fikirlerin nasıl aktığı. Fikirler birbirinden ne kadar farklı olursa ve bireyler arasında etkileşim ne kadar yüksek olursa başarı da o denli artıyor. Toplumu oluşturan birey­lerin ayrı ayrı zekâsı, kişisel özellikleri ya da diğer becerileri grup performansını et­kilemede daha arka planda kalıyor.

Ümit Özlale’nin yazısı