Ümit Kartoglu: Bakanlık, sorunun baş failinin anne adayları olduğunu tescillemiştir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Doğumun anormali mi olur demeyin. Sağlık Bakanlığı halk ağzıyla vajinal doğuma “normal” doğum deyince, diğer doğum şekli, sezaryen anormalmiş gibi algılanıyor çünkü. Sağlık Bakanlığı, 3 Ekim Perşembe günü Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlediği toplantıda Normal Doğum Eylem Planı’nı duyurdu. Toplantıda Emine Erdoğan, bütün anne adaylarını “fıtratlarındaki bu mucizeyi, başka tecrübeyle edinilmeyecek bu eşsiz bilgeliği kucaklamaya davet” etti. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Memişoğlu, normal doğumun teşviki ve sezaryen oranlarının azaltılmasının yalnızca anne ve bebek sağlığını korumakla kalmayıp toplumun uzun vadeli sağlık hedeflerini de doğrudan etkileyen bir konu olduğunu belirterek Normal Doğum Eylem Planı’nın geleceğe yatırım niteliği taşıdığını söyledi. Memişoğlu sezaryenin, bir doğum şekli olarak kabul edilemeyeceğinin altını çizerek, “Sezaryen, bir doğum şekli değil, ameliyattır” diyerek noktayı koydu. Bu beyandan sonra, sezaryenle doğmuş bebeklerin nasıl doğum günü kutlayacakları sorusu şimdi akılları kurcalıyor olmalı. 

Sezaryen oranları tüm dünyada dramatik bir şekilde artmakta. Türkiye’deki sezaryen oranlarındaki artış diğer tüm ülkeleri geride bırakmış durumda. Türkiye Nüfus Sağlık Araştırması (TNSA) verilerine göre bu oran 1993’te yüzde 8 iken 2018 yılında ise yüzde 52 düzeyine kadar yükselmiştir (Küçük bir ayrıntı- 2018 verilerinde Suriyeli göçmeler için ayrı bir örneklem yapılmış, bu grupta sezaryen oranı yüzde 27 olarak tespit edilmiştir). Bu dramatik artışın nedenleri kuşkusuz yalnız anne adaylarının seçimleri değil. Doğum korkusu olarak bilinen tokofobi genellikle ağrı korkusu, ölüm, beklenmeyen sorunlar, bebeğin yaralanması, cinsellik ya da cinsel ilişkileri üzerinde olumsuz etkiler olacağı korkusu ve çocuk doğurma kapasitesine dair kendine olan inancın eksikliğini nedeniyle anne adayının sezaryen tercih etmesinde en büyük nedenlerden biri. Her şeyden önce, sezaryen doğumun tıbbi gerekçeleri var, yani sonuç olarak hem annenin hem bebeğin sağlığı açısından risk oluşturabilecek tıbbi durumlarda sezaryen doğum hayat kurtaran bir girişim. Bunun yanında, doğumda gerçekleşebilecek sorunlara karşı hekimlerin sorgulanma kaygısı (medikolegal boyut) göz ardı edilemeyecek denli önemli bir etken.

Sezaryen kullanımını azaltmak ve sağlıklı kadınlar ve bebekler için fizyolojik doğumu artırmak amacıyla klinik ve klinik dışı stratejilere ihtiyaç vardır; bu stratejiler bilimsel olarak test edilmeli ve toplumsal normlara, kadınlara, sağlık profesyonellerine ve sağlık hizmeti kuruluşlarını etkileyen inançlara, normlar ve davranışsal faktörlere göre uyarlanmalıdır. Yoksa Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı gibi yalnız anne adaylarını hedef alarak, hiçbir sistem iyileştirmesi yapmadan değil. Anne adayları tarafından yapılan sezaryen talebi kavramı birçok programın odak noktası olmuştur, ancak, sezaryen karar sürecinin karmaşıklığı, Sağlık Bakanlığı’nın son planında olduğu gibi ana hedefi anne adayları olan planların başarısızlıkla sonuçlanmasının temel nedenidir. 

Ümit Kartoglu’nun yazısı