Bir gazetecinin bir devlet başkanına nasıl soru soracağını biraz unutmuş olabiliriz…Hilal Kaplan olayından söz ediyorum…
Hilal Kaplan’ın sorusundan önce bir girizgâh var. “Obama’dan kusurlu bir dış politika devraldınız. Bu kusurlardan birisi ABD’nin terörist gruplarla ortaklık kurmasıydı. PKK ve Suriye’de YPG. Siz bunun ABD-Türkiye ilişkilerine verdiği hasarı düzeltmeye çalışıyorsunuz” gibi gidiyordu.
Oysa ortada yorum kısmını atmak kaydıyla bir gazetecinin sorabileceği netlikte bir soru vardı: “Bugünkü görüşmeden sonra, Türkiye’de 18 terörist saldırıdan sorumlu tutulan Mazlum Kobani’yi hâlâ Beyaz Saray’a çağırmayı düşünüyor musunuz?” Gereksiz taramalar atılınca soru buydu. Bu sorunun cevabını da taraflı, tarafsız herkes merak eder. Trump elbette bu sorunun cevabına politik soslar kattı ama “Yakın zamanda görüştüm, yine görüşürüm” demeye getirdi. Buradan çıkacak haber, kalacak tortu budur. Ancak öyle olmadı.
Trump’ın cevabın sonuna eklediği “Gazeteci olduğunuza emin misiniz?”, “Türk hükümeti için mi çalışıyorsunuz” yorumlarıyla sorunun kendisi değil, soruyu soran haber oldu.