Devletin ekonomiye yeniden girişi sadece düzenleme veya teşvik meselesi değildir. Stratejik şirketlerin kamu tarafından satın alınması, enerji ve altyapıda mülkiyetin yeniden düzenlenmesi, kamu alımlarının sanayi politikasına bağlanması, seçici sübvansiyonlar ve ihracat kontrolleri aynı dönüşümün farklı yüzleridir. Ticaret politikası da bu bağlamda yeni devletçiliğin dışa açık cephesini oluşturuyor.
Ancak devletin geri dönüşü kendiliğinden ilerici veya kalkınmacı bir içerik taşımaz. ABD, Çin ve Avrupa Birliği için bu araçlar, üretim, teknoloji ve finans üzerindeki hiyerarşik denetimi korumanın ve yeniden kurmanın araçlarıdır.
Bu nedenle jeoekonomiyi, dış politika ile ekonominin basit bir kesişimi olarak değil, hiyerarşi yönetiminin bir biçimi olarak görmek gerekir. Ticaret yolları, kritik mineraller, çipler, enerji altyapısı, ödeme sistemleri ve yatırımlar üzerinden kurulan bağımlılıklar, günümüz emperyalizminin maddi zeminini oluşturuyor. Ticaret politikasındaki faaliyet yoğunlaşması, bu hiyerarşik yeniden yapılanmanın en görünür göstergelerinden biridir.
Kısacası, yeni devletçiliğin ticaret cephesi belirginleşiyor. Tartışılması gereken, devletin geri dönüp dönmediği değil. Devletin hangi sınıfların çıkarları için, hangi üretim kapasitesiyle ve toplumsal maliyeti kimin üzerine yıkarak döndüğüdür.