Ümit Akçay: Enflasyonla mücadele çabaları, büyük firmaların direnci karşısında sınırlı kalıyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Türkiye’de büyük firmalar, özellikle kritik sektörlerde piyasa üzerindeki tekelci veya oligopolcü konumları sayesinde fiyatları belirleme gücüne sahip durumda. Bu durum, rekabetin sınırlı olduğu bir piyasa ortamı yaratırken, firmaların kâr maksimizasyonu hedefi doğrultusunda fiyatları artırmalarına olanak tanıyor. Esasında döviz kurunun neredeyse sabit seyretmesi ve asgari ücretin uzun süredir artırılmaması bu firmaların maliyetlerini düşük tutmalarını sağlarken, piyasa hakimiyetleri sayesinde fiyat artışlarına devam edebiliyorlar. Tüketici fiyat endeksinin üretici fiyat endeksine kıyasla daha hızlı artması, bu sömürü mekanizmasının bir başka göstergesi olarak değerlendirilebilir. Türkiye’de devlet ve sermaye ilişkisi tartışılırken en sık karşılaşılan yaklaşım ‘güçlü devlet tezi’dir.

Bu yaklaşımı birkaç cümlede şöyle özetleyebilirim: Devletin ekonomiye müdahaleleri sermayeyi uzun vadeli yatırımlar yapmaktan alıkoyar, bu ise burjuvazinin bir sınıf olarak devlet karşısında hep edilgen kalmasına neden olmuştur. Bunun sonucunda ‘gerçek bir kapitalizm’ ortaya çıkmaz, zaten demokrasideki zaafların temel nedeni de budur. Şunu belirtmekle yetineyim: Türkiye’de sermaye mağdur değil faildir ve her kritik dönemeçte büyük sermaye gruplarının çıkarları, ülkenin ekonomi politikalarının belirlenmesinde etkili olmuştur. Bu tartışmayı, güncel enflasyon dinamiklerine uygularsak ne görebiliriz? Karşımızdaki tablo şu: Türkiye’de ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele çabaları, büyük firmaların direnci karşısında sınırlı kalıyor. Büyük firmaların fiyat belirleme gücü ve bu gücü kullanarak enflasyonla mücadele çabalarına karşı gösterdikleri direnç, büyük firmaların pazar hakimiyetinin ne denli güçlü olduğunu ortaya koyuyor.

Şimşek programının gücü ücretleri baskılamaya yeterken patronların enflasyonist direncini kırmaya yetmiyor. Şimşek’in yaptığı değerlendirmede kullandığı ‘enflasyonu düşürmek sadece hayat pahalılığı sorununu çözmeyecek aynı zamanda vatandaşımızın refahını kalıcı olarak artıracaktır’ ifadesi doğru değil. Çünkü enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi demek değil. Fiyat artış hızının düşmesi demek. Enflasyonun düşmesi, birikimli olarak artan fiyatlar karşısında ücretlerin erimesi (hayat pahalılığı) sorununu çözmez. Hayat pahalılığı sorununu çözecek olan, ücretlerin ve gelirlerin artmasıdır ki mevcut program (talebi ve ücretleri baskılayarak) bunun tam tersini yapıyor. Baştaki soruya dönersek; Şimşek programının akıbeti patronların elinde.

Ümit Akçay’ın yazısı