Uğur Gürses: Başbakan'ın değil ama G-20'nin tanımına göre Türkiye'de açıkça yolsuzluk var

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Başbakan Erdoğan, Al Jazeera televizyonuna verdiği mülakatta, “Ben yolsuzluk dendiğinde şunu anlarım; devletin kasası soyuluyor mu soyulmuyor mu? Ayakkabı kutusu içerisinde söylenen olaylar, Halk Bankası’ndan alınan ya da soyulan para değildir” diyordu…

G20 liderlerine dağıtılan dokümandaki yolsuzluk tanımı şöyle; “kamu gücünün özel kazanç için kötüye kullanılması”. Yani Başbakan Erdoğan’ın kendince dar alana hapsettiği bir tanımlama değil…

G20 için hazırlanan raporda, yolsuzluk 3 ana grupta tanımlanıyor.

Birincisi rüşvet; bireyler ya da şirketler tarafından kamu görevlilerine, kendi sorumlulukları altındaki yönetsel kararları etkilemek için yapılan ödemeler, rüşvet olarak adlandırılıyor. Rüşvet, hükümet düzenlemeleri ya da faaliyetleri kapsamındaki yönetsel kararlara dönük oluyor.

İkincisi kamu varlıklarına dönük hırsızlık; kamu görevlileri tarafından zimmete geçirme ya da kamu ve özel danışıklı biçimde yapılan yolsuzluktur…

Üçüncüsü ‘himayeci’ yolsuzluk; yolsuzluk yazınında ‘kayırmacılık’, ‘akraba kayırmacılığı’ ve ‘yanaşmacılık’ olarak adlandırılan yolsuzluk tarzlarını içeriyor.

G20 çalışma grubu tarafından yukarıda aktardığım tanımlamalara bakılırsa, Türkiye’de kamu gücünü kullanan siyasetçilerin ya da onların yönetimindeki kamu görevlilerinin kimi karar ve adımlarını yolsuzluk olarak görmedikleri çok açık. Örneğin kamu ihalesi almış işadamlarının, ülkeyi yöneten bir siyasetçinin çocuklarının kurduğu vakfa yüklü parasal transfer yapması G20 tanımına göre çok açık yolsuz bir adım.

Uğur Gürses’in yazısı