Muhakkak ki, her gözaltı, her soruşturma, her linç dalgası toplumun zihninde özgürlüklere yönelik yeni ve daraltan bir sınır çizgisi belirliyor. Bu sınırlarla da pek mücadele edilmiyor, aksine yeni sınır hızla kabul ediliyor. Bu sınırlar da sosyal medyada artık yalnızca yorum yapmak için değil; hedef gösterme, teşhir etme ve yoğun bir cezalandırma beklentisi olarak tezahür ediyor.
“Kesin tutuklanacak” cümlesi bazen sadece bir tahmin olmaktan, yüksek bir etkileşim kazandırmaktan ve bir endişeyi dillendirmekten çıkıp kişileri bu sürecin bir parçası hâline geliyor; toplumsal bir hedef göstermeye dönüşüyor!
Belki de bu aşamada yaşanan en hüzünlü kısım; iyi niyetle de olsa, “umarım tutuklanmaz” diye görüş paylaşan çok sayıda insanın aslında yazdıklarıyla işleri o noktaya sürüklemeye katkıda bulunmakta, fikrini söyleyenin tutuklanmasını olağanlaştırmakta olduklarını fark etmemesi.
Yazıyı sonlandırırken, Deniz Göktaş hakkında açılan soruşturmada ‘toplumun oynadığı rolü’ tartışmadan bir arpa boyu yol yürümenin imkânsızlığını da vurgulama ihtiyacı duyuyorum.Elbette rejimin kendisi sorunlu, belki de bunlar yaşanmadan da işi aynı yere getireceklerdi, defaatle benzerleri yaşadık, bunu kabul ediyorum.
Fakat eleştirel bir gösteriyi “aman canım inşallah tutuklanmazsın”larla da dolaşıma sokmanın riskini düşünmeden hareket etmeyi normallerimizin ve anormallerimizin yer değiştirmiş olmasına bağlıyorum. İfade özgürlüğüne, sesine, sözüne kıymet verdiğiniz insanların “tutuklanma ihtimalini” dillendirip durumu normalleştirmek Türkiye’de nelere sebep olabilir bir durup düşünmeliyiz!