Ahmet Atakan, Gezi Parkı eylemleri sırasında yaşamını yitiren çok sayıda yurttaşımızdan biriydi. Henüz 23 yaşındaydı. Gezi Parkı hareketine destek vermek için Hatay’ın Defne ilçesindeki gösterilere katılmıştı. Yüksek bir binadan düşmüş ve kaldırıldığı hastanede vefat etmişti.
Atakan’ın ailesi, görgü tanıklarının beyanlarına da dayanarak, iki zırhlı aracın içindeki polis memurlarının yüksekten düşen ve ağır yaralı olarak cadde üzerinde yatan Atakan’ı hedef gözeterek birkaç defa gaz kapsülü attıklarını ileri sürerek bu polislerden şikâyetçi oldu.
Fakat Hatay Valiliği, buna engel oldu. Şüpheli polisler hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verdi. Zaten İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu da polise atfedilebilir bir kusur olmadığını raporlarmış, adeta daha baştan peşin hükmü vermişti.
Aile, bu izin vermeme kararlarını idari yargıya taşıdı. Fakat Adana Bölge İdare Mahkemesi ailenin istemini reddetti. Yani, yine yeniden o çok iyi tanıdığımız ‘cezasızlık’ denilen mekanizmanın dişlileri işledi.
Cezasızlık, özellikle siyasi vakalarda görülen ağır insan hakları ihlallerinde sıkça başvurulan bir yöntemdir. Devletler af, amirin emri veya zaman aşımı gibi kurumlarla bu tür suçları örtbas eder.
AYM, zaman aşımı güvencesinin yetkililerin suçluları bulmak ve cezalandırmak üzere elinden gelen her şeyi yapıp da sonuç alamadığı hâller için bir değer taşıdığını vurgulamalı ve fakat dosyanın zaman aşımına girmesinde devletin ağır kusuru söz konusu olmuşsa bu kusurdan ağır insan hakları ihlallerinin faili veya şüphelisi olan yetkililerin yararlanamayacağına kapı aralayan bir içtihat geliştirmelidir.
Bu tür bir ayrım kurulmadığı sürece zaman aşımı, cezasızlığın etkili bir dişlisi olarak kalmaya devam edecek. Nice Ahmet Atakanlar yitirilecek, suçlunun suçu yanına pay kalacak ve demokratik Türkiye özlemi giderek daha da uzaklaşacak.