Tıbbi durumunuzla ilgili kötü haber almak ister misiniz?

MESUDE ERŞAN

@mesudersan

mesudeersan@diken.com.tr

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Berker Duman, tüm hastalıklarda (şizofreni, Alzheimer, otizm gibi nöropsikiyatrik hastalıklar ve kanserler dahil), hastaların tıbbi durumlarının ne olduğunu bilmeye hakkı olduğunu söyledi.

Fotoğraf: AA

Kötü haber almayı bir ‘yaşam krizi’ne benzeten uzmanlar var. Aslında bu konudaki tartışmalar çoktan bitti. Kötü de olsa hastanın hastalığını, sağlık durumunu bilmesi hakkı. Dünya Tabipler Birliği’nin Uluslararası Hasta Hakları Bildirgesi’nde bu hak yer alıyor. Türk Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve İlaç Araştırmaları ile Hasta Hakları Yönetmelikleri de sağlık durumuyla ilgili bilgi alma hakkını tanımlıyor.

Hekimlerin klinik gözlemlerine göre, Türkiye’de ailelerin isteğiyle, hastaların bir kısmından haklarındaki ‘kötü haber’ saklanıyor. Yapılacak tıbbi işlem ve tedaviler için aydınlatılmış onam belgeleri hastaya imzalatılsa da çok kez okunmadan ve anlaşılmadan imzalanan bu belgelere rağmen bilgiler saklanabiliyor.

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’nın 131 kanser uzmanıyla yaptığı bir araştırmaya göre, önemli bir kısmı kanser tanısını söylemekte çekingen davranıyor. Tanıyı hiç söylemeyenlerin oranı yüzde 9, tanıyı bazen söyleyenlerin oranı yüzde 39, tanıyı genellikle söyleyenlerin oranı yüzde 45, tanıyı her zaman söyleyenlerin oranıysa yüzde 7.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan bir anketin sonuçları ise şöyle: Doktorlar ve tıp öğrencileri, eğer kendileri kanser olursa bilgilenmek istiyor (yüzde 94,5). Yakınları kanser olursa, onlara bilgi verilmesini daha azı, yüzde 48’i istiyor.

Aileler hastalarının depresyona girmesinden korkuyor

Hastasından kötü haberi saklamak isteyen ailelerin önemli bir kısmı da sebep olarak, depresyona gireceklerini, kendilerini bırakacaklarını gösteriyor. Yine Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı tarafından yapılan bir çalışma aksini işaret ediyor. 100 kanserli hastada yapılan değerlendirmeye göre, hastaların yüzde 44 tanıyı bilmiyor, kalanı bilgilenmiş. İki gruptaki hastalarda yaşam kalitesi ve depresyon ölçümleri arasındaysa fark bulunmamış.

Duman konuyla ilgili yapılan çok sayıda araştırma ve klinik gözlemlerine dayanarak, hastaların çoğunluğunun tanıyı öğrenmek istediğini söyledi. 30-40 yıl öncesinden farklı olarak, günümüzde genel yaklaşım tanının söylenmesi, hasta ve yakınlarıyla her yönden sürecin ele alınması.

Duman, tanının ne olduğu, tedavi seçenekleri ve seyri dahil her şeyin konuşulması gerektiğini vurguladı: “Özellikle kanser ya da otizm, Alzheimer, şizofreni gibi nöropsikiyatrik hastalıklarda bu konu daha çok gündeme geliyor. Her hastalıkta tanı hastaya ve yakınlarına açıklanmalı. Tanısını bilmek, hasta için esasında temel bir hak. Ayrıca kendi hayatı hakkında kararları kendisinin alma fırsatını ve belki hayatını düzenleme imkanını da sunuyor.”

‘Hasta kendi doktorundan duymalı’

Peki aksi durumda ne oluyor? Yani hasta başka bir şekilde hastalığını öğrenirse? Duman, “Hekimine güveni sarsılır. Örneğin, tanısını kendi doktorundan değil de aile hekiminden, konsültan başka bir doktordan, eczaneden, sağlık kayıtlarından ya da başka bir kişiden hasbelkader öğrenen hastanın yaşayabileceği duygusal zorlukları da düşünmek gerekiyor” dedi.

Duman kültürler ve kişiler arasında bazı farklılıkları olsa da sınırların hastayla belirlenmesi gerektiğini düşünüyor:  “Alzheimer hastalığını ele alalım. Hastaya söylerken şöyle bir yol izlenebilir: ‘Yaptığımız muayene ve tetkikler sonucunda unutkanlığınızın neye bağlı olduğunu tespit ettik. Unutkanlığınızın neye bağlı olduğunu sizinle paylaşmamı ister misiniz’ diye sorulabilir. Hasta kendisi öğrenme konusunda gönülsüz olduğunu belirtiyorsa (ki oldukça nadirdir bu durum) istisna kabul edilebilir. Ve tanının söylenmesinden vazgeçilebilir.”

‘Açıklanırken yeterince zaman ayrılmalı’

Kötü haberin nasıl verileceği ayrı bir mesele. Bunun için bir iletişim becerisi gerekiyor. Pek çok saygın tıp fakültesinde konuyla ilgili eğitimler veriliyor. Duman, “Tanı açıklanmalı. Ama yeterli özen gösterilmeli ve yeterince zaman ayrılmalı. Örneğin, telefonla haber vermek, hemşire ya da diğer sağlık çalışanlarının tanıyı tek başına bildirmesi uygun bir yaklaşım değil. Hastaya, bu konuda açıklamayı hastanın asıl sorumlu hekimi yapmalı” dedi. 

Duman açıklamayı psikiyatri doktoru veya psikoloğun yapması gerektiğini düşünenlere katılmıyor: “Bu kesinlikle yanlış. Hasta, kendi asıl sorumlu hekimini bilir ve her neyse ondan duymak ister. Yeni tanıştığı bir kişiden değil…”

‘Üç aylık ömrünüz kaldı’ denmemeli!

Bir başka önemli konu, ne kadarı söylenmeli? Gerçek bütün çıplaklığıyla mı anlatılmalı? Duman bu soruya karşılık şunları söyledi: “Hastanın anlayabileceği bir dilde ve neyi, ne kadar anladığından emin olarak söylenmeli. Genel tutum olarak, ‘Üç aylık ömrünüz var’ gibi keskin ifadelerden kaçınılmalı. Bilimsel bazı öngörülerimiz olabilir. Ama her vaka ayrı bir süreç ve istisnalar olabilir. Bu nedenle kesin yargılardan kaçınılmalı ve olabildiğince yine de umudu koruyarak açıklamalarda bulunulmalıAyrıca herkesin anladığı da farklı. Tam olarak ne anladığını da anlamamız gerekiyor. Kanser tanısına karşılık ‘Kanser artık nezle gibi grip gibi bir şey, tedavisi çok kolay’ diyen hastalar olduğu gibi ‘Kanser demek, ölüm demektir, tedavisi yoktur’ diyenler de var. Halbuki gerçekte her ikisi de yanlış. Kanser ölümcül olabilen ciddi bir hastalık. Ama günümüzdeki tedavi imkanlarıyla iyileşebilir. Dolayısıyla, hastanın tam ne anladığını da netleştirmek gerekiyor. Sadece tanıyı açıklamakla iş bitmiyor.”

Yas sürecine benziyor

Kötü haberi alan hastalar adım adım tepki gösteriyorlar. Duman’ın verdiği bilgiye göre, hasta başlangıçta büyük bir şok yaşayabiliyor. Bu da doğal. Yas sürecinin evrelerine benzer psikolojik süreçler işleyebiliyor. Takiben inkar gelebilir. Tanının yanlış olduğunu düşünebilir, başka doktorlara gitmek isteyebiliyor. Sonrasında ‘Neden ben’ düşüncesi ve öfke süreci gözlenebiliyor. Takiben yine yas sürecine benzer pazarlık, çökkünlük ve en sonunda da kabullenme söz konusu olabiliyor. Ama süreç iyi yönetilebilirse her hastada bu kadar keskin tepkiler görülmeyebilir.

Yapay zeka, ABD’de hastanelerde denenmeye başladı