Peki, bu karşımızdaki nedir? Buna sadece bir sabah kuşağı programı diyebilir miyiz?..
Hiç diyemeyiz. “Müge Anlı ile Tatlı Sert”, en hafifinden bir polisiye realite-şovdur.
O, ekranda, ekranın öznesi olduğu görsel kültürde ve “Meşhuriyet Çağı”nda siyasetin de, bilimin de, eğitimin de, dinin de, hukukun da, sanatın da hiçbir şey, “şov”un ise her şey olduğu gibi;
Cinayet ve tecavüzün de sadece “şov”dan ibaret olduğunu düşünmeye sevk eden bir program…
Düşünün, bir insanı plânlayarak öldüren veya bir çocuğa önce tecavüz edip sonra boğarak öldüren biri, polis ekiplerini günlerce, haftalarca, aylarca uğraştırıp kilitliyor. Sonra bir televizyon programının stüdyoya davetine hayır demiyor ve herkesin gözü önünde bir kadın sunucuya suçunu itiraf ediyor.
Ve ekranın dayanılmaz çekim gücünden olsa gerek ki cinayeti işleyip sırra kadem basan kişi tıpış tıpış televizyon stüdyosuna geliyor ve herkes tarafından tanınır-bilinir olma yanılsamasının hazzına hayır diyemiyor.
İşte bu, bir “Meşhuriyet Çağı” dinamiği… Hukukçudan siyasetçiye, tıp hekiminden din bilginine, akademisyeninden entelektüeline ve nihayet tecavüzcüden caniye kadar hiç kimse bu çağın “ekran” denilen anaforuna kapılmaktan kendini alıkoyamıyor.
“Müge Anlı ile Tatlı Sert”, ortalama deyişle bir “safari”dir. Programa içerik olarak malzeme üretenler, taşradan ve büyük şehirlerimizin varoşlarından kopup gelen insanlar daha çok…