Sanırım Küçük’ün etkisini –bütün evrelerinde– açıklarken belirleyici etken, aydına yüklediği muazzam anlam ve önemdir. Aydın öncülüğü idealine, aydın heroizmine yaptığı entelektüel ve duygusal yatırımdır. Halaskâr münevveran mitini sürdürmek arzusundaydı; kendini feda eden, kendini yakan öncü aydın imgesinin aşığıydı. Leninist parti fikrinin “işçi sınıfına dışarıdan bilinç götürme” misyonunu genelleştirmişti adeta; dünyaya ve cümle âleme dışarıdan bilinç götürmeye azmetmiş gibiydi. Bunun cezbesi içindeydi. Bu iddianın performatif timsali oldu. Cezbenin cazibesiyle etkiledi.
Yalçın Küçük, -adı üstünde, son dönemi olduğu için-, büyük ölçüde “son dönemi” ile bilindi, hatırlandı. Aşağı yukarı yirmi yılı tutan o son döneme damgasını vuran ‘şey,’ Sabetaycılık takibatı, isimlerden siyasal-toplumsal GBT çıkarsayan “onomastik” ve genel olarak komplo teoremleridir; daha doğrusu, akıl yürütmenin, analizin komplo çözümlemeye dönüşmesidir. Zaten gür gümrah üremekte olan komplo zihniyetine, –sofistikeleştirerek-, su taşıdı bu dönemde – ve bununla etkili oldu. Bu etki, onu “hayranlık nesnesi” ile “deli-dâhi gösterisi” arası bir yere oturtan sahnelemelerle çoğaldı.
Ve tabii, AKP iktidarına karşı durmasıyla etkili oldu. Darbeci girişimleri-hazırlıkları kovuşturma savıyla başlayıp alabildiğine geniş bir “iltisak” mantığıyla muhalifleri kriminalize etmeye dönüşen Ergenekon davasına katılarak gadre uğradı. Esasen, ulusalcı-Kemalist diye tanımlanabilecek kürede etkiliydi son döneminde. Cemaat değiştirmişti. Öncelik olarak koyduğu cumhuriyet savunusu, bir status quo ante (eski statüko) savunusundan, muhafazakâr bir cumhuriyetçilikten ve ayrıca “millîcilikten” ne derece farklılaşıyordu? Cumhuriyeti bir yurttaş ve kamu iradeciliği tohumu olarak ve bir halk cumhuriyeti özlemiyle gören bir damar mıydı? Vardı belki ama onu ayırt etmek zorlaşmıştı ve kendisi de ayırt etmeye o kadar önem verecek halde değildi.