Erdoğan AB sürecini “cumhuriyetten sonra en büyük modernleşme hamlesi” olarak niteliyor; Avrupa ve Amerika’da Erdoğan alkışlanıyor, kendisine nişanlar, plaketler veriliyordu.
Türkiye’ye adeta dış yatırım yağıyordu.
Fakat bir süre sonra Erdoğan’a otoriterleşme eleştirileri başladı.
Erdoğan özellikle 2016’dan itibaren, “bunlar Haçlı ittifakı, AB’a ihtiyacımız kalmadı, Şanghay Beşlisi, biz bize yeteriz” gibi kavramlarla konuşuyor.
Türkiye’nin Batı’ya dönük imajı zayıfladı; dış yatırım gelmiyor.
Erdoğan, Batılı siyasi ve ekonomik standartlar yerine “milli ve yerli” kavramıyla bu tavrını meşrulaştırdı.
Milyonlarca vatandaşımızın yüreğinde ulvi bir hassasiyet olan Ayasofya’nin 18 yıl durup da 2020’nin Temmuzunda “siyasete açılması” bu yönelişin zirvesidir.
Bu siyasetin önündeki temel sorun, ekonomimizin ihtiyaç duyduğu asgari 40 milyar dolar dış kaynağın nasıl temin edileceğidir!