Cumhurbaşkanı Erdoğan, belli ki siyasette yumuşamaya ihtiyaç duyuyor. Fakat bu, maalesef toplumda gerilim yaratan politikalarının yumuşaması değil, üslubun yumuşaması… Bunu kendisi de ifade etti: “Biz yeni yasama yılında siyasette artık farklı bir üslup ve söylem istiyoruz…” Bu konuda ortağı Devlet Bahçeli ile de anlaşmışlar. Zaten Bahçeli DEM’e giderek tokalaşmayı “Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşmasının gereğini yaptığını” söyledi, bunu “milli birlik ve kardeşlik mesajı” olarak niteledi.
Evet, DEM kesinlikle izole edilmemelidir. Onu Kandil’e daha fazla itecek davranışlardan sakınmak, aksine, tutarlı normal siyasi ilişkiler geliştirmek gerekir. Bu DEM’i daha çok parlamento davranışlarına ve sistem içine çeker. Tarih laboratuvarının doğruladığı budur. Hangi demokratik ülkede terör kaldı? Bahçeli’nin tokalaşması, tavrını yumuşatması doğrudur. Muhalefet partilerinin DEM ile normal ilişkiler içinde olması da elbette doğrudur. Muhalefeti terör işbirlikçisi diye suçlamak hem iftira idi hem iktidarın “gerilim” siyasetinin bir taktiğiydi… Umalım, aynı yanlışa geri dönülmez.
Diğer vahim bir örnek, üyeleri tamamen siyasetçe belirlenen HSK’nın yargı üzerindeki ağırlığıdır. Osman Kavala arkadaşları, davaya bakan hakimler HSK tarafından değiştirilerek ve Cumhurbaşkanı’nın aleni müdahalesiyle mahkûm edilebildi, hiçbir delil olmadığı halde. Beş yıl geçti… Ne Cumhurbaşkanı ne de Adalet Bakanı oralı değiller! Yargıtay Başkanları bile bu sorunu ağızlarına almıyorlar! Toplumumuzdaki vahim kutuplaşmanın tek sebebi keskin ideolojik tavırlar ve çatışmacı siyaset dili değildir. Bu yapısal ve kurumsal sorunlar devam ettikçe milletçe özlediğimiz yumuşama taktik olmaktan öteye geçemez. Gerçek bir ihtiyaç olan yumuşamayı sağlamak için “yeni bir siyaset üslubu” yetmez. Gerilim ve kutuplaşmanın bu asli sebeplerini muhalefetle görüşerek çözme iradesini ortaya koymak şarttır.