SEMİN SEZERER / BURAK ŞAHİN
Resmi makamlar, şirket yetkilileri, hatta sendika yetkilileri ne derse desin Soma halkı ölü sayısından çalışma koşullarına kadar ‘gerçeklerin’ tamamıyla gizlendiği görüşünde. Ancak çoğu, başlarına gelebileceklerinden çekindikleri için, en önemlisi de işlerini kaybetmek korkusuyla hiçbir şekilde isim ve görüntü vermek istemiyor.
‘Bakalım nasıl gizleyecekler gerçek sayıyı?’
Kırkağaç’ta konuştuğumuz bir Somalı’nın sözleri: “Herkes ölü sayısından bahsediyor ama bir de biz söyleyelim. Sabah vardiyasındaki işçilerin hiçbiri dışarı çıkarılamadı. Sadece paşa (öğle) vardiyasındakiler kurtarıldı veya ölü çıkarıldı. Bundan sonra eğer ceset çıkarılırsa hepsinin yanmış olduğunu göreceksiniz. Diğerlerine ise büyük ihtimalle hiç ulaşılamayacak. Bakalım nasıl gizleyecekler o kadar insanın gerçek sayıları. O insanların ölüsünü dışarı çıkaramamaya ne diyecekeler bakalım.”
‘Yıllardır söndürülmeyen yangın’
Sadece ölü sayısının değil bu faciayla birlikte birçok vahim gerçeğin de bilinmesini isteyen bir maden işçisi yakını ise şöyle diyor: “Bu madende kamu tarafından işletildiği günden beri (1980’li yıllar) söndürülmeyen bir yangın var.”
‘Müfettişler güzelce ağırlanıp onayı basar gider’
Yakınını kaybetmiş bir başka Somalı, “Bunu devlet de müfettişler de biliyor. Fakat müfettişler teftişe daha önceden haber ederek gelip, şirket sahipleri tarafından ‘güzelce’ ağırlanıp madenin içine dahi girmeden onayları basıp gidiyor” diye konuşuyor.
‘AKP’ye oy vermeyene iş yok’
‘AKP’ye oy vermeyene iş yok’ diye dolaşan söylentileri de çoğu doğruluyor: “İşçiler maden ocağından toplanıp mitinglere götürülüyor. Başka bir yere ayrılmalarına izin verilmiyor bile. Mitinge gitmeyen kapıya konulmakla tehdit ediliyor.”
Bir mahkumiyet ve çaresizlik de seziliyor anlatılanlardan: “Köylerden çıkan oy sayısı belli, eğer o köyden AKP çıkmazsa oradaki işçiler işinden oluyor. Bunlar herkes tarafından bilinen gerçekler. Bu şekilde kontrol altına alınan işçilerin haklarını arama gibi bir şansı kalmıyor. Adamın tek para kazanma kapısı burası, ne yapacak başka?”