Başka ülkelerde günlerce hatta bazen haftalarca sürebilecek doğru dürüst bir olay yeri araştırması yapılamayacak. Biliyoruz ki, istihbaratın uyarılarına rağmen bu eylemi engellemeyenler hesap vermeyecek. Ölen insanların yakınları, acılarıyla baş başa bırakılacak. Yaralılar hayatlarını kendi gayretleriyle yeniden toparlamaya çalışacaklar.
Toplumun geri kalanı da tıpkı devlet gibi bu olayı derhal unutmaktan yana. Devlet, kendisinin sorumlu tutulacağı böylesine bir katliamın hemen unutulması için elinden geleni yaptı, elhak. Ama belli ki bu toplum da tam bayram öncesi tatile çıkmayı engelleyebilecek, belki bazı şeylerin sorgulanmasını zorlayacak bu “tatsızlığı” bir an önce unutmak, hayata devam etmek istiyordu.
O insanlığını kaybettiğine pek bir emin olduğumuz Batılılar ve diğerleri İstanbul’da ölenlerin anısına saygı duruşu yaparken, burada geniş bir kitle kendi havasında olmayı, köprü açılışında eğlenmeyi yeğliyordu. Bir genel teessür havası, bir yas ortamı, bir ölenlere saygı jesti akıllara bile gelmiyordu. Olay unutulmalı, acı kalmamalı, anılara bu acı nakşedilmemeliydi. Zira nakşedilse, ola ki bir arınma, sorgulama gereği doğardı.