SEÇİL TÜRESAY
secilturesay@diken.com.tr
Ülke gündeminde dolar var. Son günlerde rekor üstüne rekor kırdı, önceki gün (23 Kasım) ‘ateşi fazlasıyla yükseldi.’ Ocakta 7,40’larda seyrederken 13,45’i ‘gördü.’ TL bir günde yüzde 15 devalüe oldu. Muhalefete göre başlıca neden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın düşük faiz ısrarı.
14 Kasım’da ‘ekonominin kitabını yazdığını’ ifade eden Erdoğan, 22 Kasım’da ‘ülkeyi ekonomik kurtuluş savaşından zaferle çıkartacağını’ söylese de ertesi gün dolar ‘rekora koştu.’

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener o sabahki grup toplantısında, ‘ekonomik kurtuluş savaşı’ sözlerine, ”Muhterem daha iki hafta önce, ‘Türkiye uçuyor’ diyordun; hatta ekonominin kitabını yazıyordun” yanıtını verdi. Aynı gün, “Türk Lirası serbest düşüşe geçti. Mutfaklarımızda büyük bir yangın var” diyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, halkı meydanlara çağırdı; ilk mitingin Mersin’de olacağını duyurdu. Bunun anayasal hak olduğunun altını çizdi. Bu çağrıdan bağımsız olarak ‘Geçinemiyoruz’ eylemleri başladı, onlarca kişi gözaltına alındı.
Siyasetin gündemi dolarla ısındı. Peki ya asgari ücret 2 bin 825 lirayken o parayı ve ona yakınını kazanan 10 milyonu aşkın kişinin olduğu memlekette halk nasıl geçiniyor? Tenceler nasıl kaynıyor, kiralar nasıl ödeniyor? Emekçi, öğrenci, emekli olup biten hakkında ne düşünüyor? Bu soruların yanıtını öğrenmek için sokağa çıkıp, kurdaki artış, genel olarak hayat pahalılığı, CHP liderinin meydana inme çağrısı, eylemlerle ilgili ne düşündüklerini sordum.
Fındıklı’dan Eminönü’ne kadar yürüdüm. Konuştuğum hemen herkes umutsuz, öfkeli, dertliydi. Ekonominin iyi yönetilmediği konusunda hemfikirdiler. Tencerenin zor kaynadığını, ‘eti gramla, domatesi taneyle’ de alsalar işlerinin zor olduğunu, öyle yapınca da ailenin doymadığını söylediler. Türkiye kimine göre bataklığa sürüklenmişti, kimine göre geçinmek için sihirbaz olmak lazımdı! Kılıçdaroğlu’nun meydana inme çağrısına sıcak bakan olsa da ‘provoke edilebileceği’ kaygısı taşıyordu çoğu.
‘Zengin daha zengin, fakir daha fakir’
Fındıklı’da adını vermek istemeyen büfe çalışanı: “Doları olan parasına para kattı. Zengin olan daha zengin oldu, fakir olan daha da fakirleşti. Uygulanan politika yanlış ama, ‘Dış güçler’ diyorlar ya ona bir oranda katılıyorum çünkü ipler onların elinde. ABD istese bir günde dolar 5 liraya iner, bir günde PKK biter, bir günde ülke karışır. Bizim diğer Ortadoğu ülkelerinden farkımız kalmadı. Hala insanlara güveniyorum ama rahmetli Atatürk 100 sene önce bir ülke kurmuş neyse ki yıkamıyorlar. Kılıçdaroğlu’nun meydana çağrısına katılmıyorum. Ülkenin karışmasından korkarım.”
Bir şirketin muhasebe biriminde çalışan Orhan bey (35) asgari ücret alıyor, evi kira. Dördüncü sınıfa giden bir oğlu var. “Asgari ücret artsa ne olacak, kira mı vereyim, çocuğun masrafını mı karşılayayım, yağ olmuş 100 lira. Nasıl geçinecek bu adam? Kendi müritlerini çıkarıyorlar asgari ücretle çalışan diyor ki, ‘Bana yetiyor.’ Nerede yetiyor. ‘Dolarla borcun mu var deniyor’ ama her şey dolara endeksli.”
‘Dibe doğru çakılan bir uçak…’
Onur İmer (28) gümrük müşavir yardımcısı. Ofisleri Fındıklı’da. Çok büyük yabancı firmaların dolar kurundan dolayı ithalatları durdurduğunu, dolar kuruna düzeltme gelmesini, düşmesini beklediklerini anlatıyor. Ülkede üretim olmadığına, ithalatla ayakta durulduğuna ve ithalatın da dolar kuru nedeniyle yapılamadığına dikkat çekiyor.
“Bir uçak düşünün dibe doğru çakılan çakılıyoruz. Yavaş yavaş da düşmüyoruz başaşağı çakılıyoruz. Biraz önce iphone 13 fiyatına baktık 38 bin liraydı. Babam 2011’de ilk evimizi 35 bin liraya almıştı. Türk parasının ne kadar değer kaybettiğini anlatıyor” diyor. TL’nin bir kripto para birimi gibi düşüp çıktığını, hiç bir şekilde güven vermediğini belirtiyor, kurun artmasını ‘yönetimin çok sert müdahaleleri’ne bağlıyor ve ekliyor: “Faiz ısrarı yanlış. Dünyada gelir eşitsizliğinde de ilkler listesine girmişizdir.”
CHP liderinin çağrısını destekliyor, İstanbul’da miting olsa katılacağını söylüyor. Kanada’ya yerleşmenin yolunu arıyor.
Muhasebeci Dilek hanımın görüşleri şöyle: “Vatandaşın sokağa inmek hakkı, anaysal hakkı ama bu iktidarla elinden alındı, özellikle Gezi sonrasında herkesin terör örgütü üyesi olarak suçlanması, insanların korkması, bastırılması, ‘Hükümet istifa’ dedirtilmemesi… CHP’yi bu konuda destekliyoruz ama daha cesur olmasını istiyoruz.”

‘Merkez Bankası’na faiz indirimi konusunda yapılan baskının’ yanlış olduğunu ülkenin bataklığa sürüklendiğini belirtiyor ve altını çiziyor: “Zaten biraz okuyan, anlayan insanlar, dolar arttığında her şeyin artacağını biliyor.”
‘Bir kesimin biraz daha zengin olması için yapılan plan’
Belediyeden emekli Murat bey, 64 yaşında. ‘Kur artışını bir kesimin daha zengin olması için yapılan bir planın parçası’ olarak görüyor. Kılıçdaroğlu’nun çağrısını makul buluyor ve İstanbul’da olsa gideceğini söylüyor.
Adını vermek istemeyen Mimar Sinan Üniversitesi’nin 21 yaşındaki öğrencisi şu değerlendirmeyi yapıyor: “Bu ülkeden umudum çok küçük yaştan beri yoktu. Yurtdışına gitmek istiyorum ama bu kur artışıyla ve Avrupa Birliği’ne üye olmadığımız için çok zor. İnsanların şu an sokağa dökülmesi yapılabilecek en aptalca şeylerden biridir. Zaten hükümetin istediği şey bu. Bir noktada sıkıyönetim getirmek. İşine gelir.”
Tophane’deki kahvenin önünde poğaça satan Mehmet bey, “Kurdan, faizden anlamam cahil adamım” diyor ama anlattıkları memleketteki ekonomik durumu özetlemeye yetiyor. Günde 300 adet poğaça satarken bu sayının 100’e indiğini, bir hafta önce fiyatı 2 liradan 2,5 liraya yükselttiğini anlatarak un fiyatlarının, dolayısıyla da maliyetin artmasından yakınıyor.
Yakındaki şantiyede çalışan ve öğle yemeği arasında çay içen gençlerin yanına gidiyorum. Uğur, Eray, Baran, Deniz ve Halil İbrahim hiçbirinin ülkeden ve gelecekten umudu yok. Dolar kazanmıyorlar, dolarla borçları yok ama her şeyin kur artışından etkilendiğini biliyorlar. Üstelik 10 aydır maaşlarını gecikmeli alıyorlar, kendi deyişleriyle ‘bir ay geriden gidiyorlar.’ Neredeyse anneleri yaşındayım gençleri bu kadar umutsuz görmek beni üzüyor, “Sizin umudunuz olsun daha gençsiniz” diyorum, “Abla bu ortamda nasıl olsun” diyorlar. Yanıt vermekte zorlanıyorum.
“Batış gibi bir şey oldu” diyen Uğur (25) ekonominin sadece son düzlükte değil, yıllardır iyi yönetilmediğini düşünüyor. Cep telefonundan benzine çok şeyin fiyatının dolara endeksli olduğunu vurguluyor. O da arkadaşı Eray (21) da Kılıçdaroğlu İstanbul’da miting yapsa katılmayı düşünüyor.
Onlar giderken ben de kalkmaya niyetlenip borcumu ödemek istediğimde, ‘henüz ekim maaşları ödenmeyen’ gençlerin benim içtiğim çayın parasını da ödediğini öğreniyorum. “Ben size ısmarlasaydım” diyorum, “Olur mu hiç öyle şey bir çayın lafı mı olur, sen bizi dinledin” diyorlar ve gözümü yaşartıyorlar.
Karaköy’de Tünel İstasyonu’nun önünde yolumun kesiştiği muhasebeci şöyle içini döküyor: “Maaşımın eridiğini hissediyordum iyice eridiğini düşünüyorum. Ne zaman karar açıklasalar dolar fırlıyor. Gözaltına alacaklarından korkmasam eylemlere katılırdım. Doların bu kadar artması, alım gücünün bu kadar düşmesi her türlü zorluyor.”
‘Hiç değilse temel gıda ürünlerinin fiyatlarını sabitlesinler’
Birkaç adım sonra bir ev hanımına denk geliyorum. “Geçinmek artık sihirbazlık işi oldu, hayat felaket pahalı. Yetişebilmek mümkün değil fiyatlara. Verilen kararlarda bir yanlışlık oluyor herhalde” diyor. Nerede ucuz ürün varsa oraya koşuyor. Elinden geldiğince idareli olmaya çalışıyor. Eylem ve miting fikrine sıcak bakmıyor. Ülkeyi yönetenlerden milyonlarca kişi için hayati önem taşıyan bir isteği var: “Hiç değilse temel gıda ürünlerinin fiyatını sabitleseler, bu kadar yükselmese. Çok iyi olur.”
Galata Köprüsü’nde balık tutan emekli Necati bey olup biteni ‘tek adam yönetimi’ne bağlıyor. “Bütün sorun tek adam yönetimi” diyerek sadece ekonominin değil ülkenin genel olarak iyi yönetilmediğini söylüyor. Sadece betona yatırım yapılması insana ve eğitime yatırım yapılmaması çok büyük sorun ona göre. Mitingin anayasal hak olduğunu kabul etse de o da, “Provokasyona gelmemesi lazım. Yönetim zaten öyle bir fırsat bekliyor” görüşünü savunanlardan. Necati bey konudan bağımsız bol bol istavrit yakaladığını söylemeyi de ihmal etmiyor.
Köprüde yürürken iki emekli kız kardeşe rastlıyorum. “Ekonominin iyi yönetildiğini düşünüyor musunuz” dediğimde, biri, “Çook 20 senede çok şükür dibine battık” diyor biraz alaylı bir gülüşle. Emeklinin halini soranın olmadığından yakınıyor: “Sihirli bir değnek dokunacak ki ay başını getirelim. Çıktı dedi ya birileri, ‘Eti gramla, sebze-meyveyi taneyle alın’ diye kendileri alsın bakalım doyacaklar mı.”
Miting konusuna gelince: “Anayasal hak doğru, Kılıçdaroğlu mitingini yapabilir ama şu anda sokağa çıkmayı uygun görmüyorum, provokasyona gelir, farklı yerlere çekilir. Çekiliyor da zaten. Ekmeklerine yağ sürülmüş olur.”

Alışverişin İstanbul’daki adresi Eminönü’ne vardığımda İlknur hanımla karşılaşıyorum. O da çoğunluk gibi ‘bir şeylerden kısarak’ geçiniyor. Ancak diğerlerinden biraz daha sakin ve olumlu bakıyor olup bitene: “Bilmediğimiz bir şeyin içindeyiz. Biraz bekleyim sonucu gördükten sonra konuşmak gerek.”
‘Tüp kuyruğuna girdiğimiz günleri arıyoruz’
Peynir alırken karşılaştığım emekli Ülker hanım (70) rastladığım en tepkili isim: “Hayatımda bu kadar belirsizlik, bu kadar istikrarsızlık, bu kadar pahalılık içinde kıvranan bir halk görmedim. Ecevit zamanında tüp, şeker bekledik. Tüp kuyruğuna girdiğimiz günler hiçbir şey değilmiş. O günleri arıyoruz. Bugün kimsenin ne umudu ne de garantisi var.”
2 bin 500 lira emekli maaşı alıyor, evi olmasa geçinmesinin imkansız olduğunu dile getirirken, asgari ücretli, kira veren çocuğu olanların nasıl geçindikleri konusunda dertleniyor. Ve şöyle devam ediyor: “Politika zaten sıfırda sıfır kaldı. Kendi halkıyla bu kadar kavgalı bir lider daha tanımadım. Bence insanların şimdiye kadar sokağa dökülmediğine şükretsinler. Sokağa dökülmelerini hiç eleştirmesin. En iyisi, ‘Ben bu işin altından kalkamıyorum, halk haklı, onları insan olarak kolllayamadım’ diyerek özeleştiri yapmalı ve istifa etmeli. ‘Bay Kemal’ demekten başka bir sözü yok halka diyecek. Kılıçdaroğlu’nun miting çağrısını destekliyorum.”