Seyirci sahneyi rehin aldığında 'Yannick'

H. AYHAN TİNİN

Sanat da var / Sinema

insanatinart@gmail.com

Son yazımı Seyirci var mı? diye bitirmiştim.

Sonra araya kısa bir hastalık girdi. Seçimler girdi. Bayram girdi.

Kaldığımız yerden, seyirciden devam…

Ya seyirci sahneye müdahil olursa?

Quentin Dupieux. Fransız sinemasının haşarı, ele avuca sığmaz çocuğu, geçen yıl Locarno Film Festivali’ni sarsan ‘Yannick’ kara komedisiyle MUBİ platformunda…

Film Paris’te bir tiyatro salonunda, sahnedeki oyunu beğenmeyen bir seyircinin, alışılmadık tepkisini anlatıyor.

Sanat ile sanat tüketicisi arasındaki vaat edilenle ortaya konulan farkının çatışmasına odaklanıyor film…

Sahne hep seyirciden yukarıdadır. Sanatçı da toplumun bir adım önünde… Bir ön kabuldür bu… Fakat ya seyirci, sanatçının gönlünde de aşağıda bir yerlerde kalıyorsa?

Ya da başka bir şekilde anlatalım. Sanatçının egosu, seyircinin üstüne kara bir gölge gibi çöküyorsa?

Sanatın tüketicisi hoşnutsuzluğunu ne zaman ve nasıl dile getirmeli?

‘Müşteri’ kavramının olduğu her alanda ‘koşulsuz memnuniyet’ ve ‘hizmet kalitesi’ kavramlarını icat eden ve bu iki kavramın açılımını nedeyse kutsal kitap biçimine dönüştüren modern dünya, iş sanata gelince öznelliği aşılmaz bir duvar gibi bütün eleştirilerin önüne set olarak çekiyor.

Peki paramızı nasıl geri alacağız?

Kötü yazılmış bir kitap, kötü sahnelenmiş bir oyun, kötü çekilmiş bir film için harcadığımız zaman geri alabileceğimiz bir şey mi?

Sanat eseri tüketicisini mi önceliklendirmeli yoksa yaratıcısını mı?

Sanatçı egosu eleştiriye ne kadar açık?

Seyirci hiç anlamadığı bir yapıtla ilgili olarak, bir eleştirmenin o yapıtı göklere çıkartan, benzersiz kılan bir değerlendirmesini okuduğunda ‘Ben Allahın cezası bir beyinsizim!’ diye düşünüyorsa bu gerçekten adil mi?

‘Yannick’ filmi kültürel bir tabuyu tartışmaya açıyor.

Sanat kendisi için mi yoksa sanat toplum için mi olmalı?

Denge nerede?

Ya sanatçı toplumun bir adım önünde rehber olmak yerine, on adım önünde olup hedef olursa?

Bu soruları dönüştürüp, bu toplumda aydın ve halk arasında yaşanan çelişkiye de uyarlamak olası… Yirmi yıldan fazla seçim sonuçlarını anlamaya çalışan fakat bir türlü tutarlı bir çözümleme yapamayan; sonuçta işi makarnayla toplum cehaleti arasında bir yanıta perçinlemeye çalışan Türk aydını; son yerel seçim sonuçlarıyla yine sarsıldı!

Soruya yanıt bulmaya çalışıyor. Nasıl oldu da oldu?

Kalabalığın ferasetinden yakınanlar şimdi aynı feraseti yüceltiyorlar. Seçim afişlerinden halkın umurunda bile olmayan yancı ittifaklara, çıkartılan adayların gücü ya da güçsüzlüğüne (Kaç kişinin bölgesindeki adaylara dair bilgi sahibi olduğu da araştırılsa keşke!) kadar yapılan sayısız değerlendirmeler her akşam televizyon ekranlarında… Siyasi yelpazenin her yönünde bütün ezberlerin ters yüz olduğu kesin. Bakalım ilk doğru okumalar nereden gelecek?

‘Yannick’ de tam buradan bakıyor hayata… Seyirci var. Hatta alkışlıyor da… Fakat ne kadar kendini sahnedeki oyuna, sahnedeki oyunu kendine ait hissediyor?

Filmde bir sahne var ki gerçekten dikkate değer.

Seyirci “Yönetmen nerede? Memnuniyetsizliğimi bir yetkiliye anlatmalıyım…” diyor. Sahnedekiler “Yönetmen her oyuna gelmez!” yanıtını verdiğinde seyirci akıl yürütüyor… “Bir şef restoranında, bir yönetici şirketinde işin başında olmak zorunda değil mi her zaman?”

Sanatın öznelliğiyle, iktidarın ulaşılmazlığı arasında nasıl bir benzerlik var ki, sonuçta her ikisinin de alıcısı mutsuz olduğunda, sessizce salonu terk etmekten başka çözüm sunulmuyor?

Yannick’ kara komedisini bir de bu sorularla izleyin.

Yönetmen Quentin Dupieux bu yıl Cannes Film Festivali’nin açılış filmiyle yine alışkanlıkları sarsacak, unutmadan söyleyelim.

15 Nisan Dünya Sanat Günü, bu haftayı sanatla geçirin.

Barıştan, aydınlıktan, insan sevgisinden yanaysanız; sanattan yana olun.