Daha önce eğitim kurumlarında ve yargıda getirilen serbestide olduğu gibi polislere başörtüsü serbestisi de “Kadınların fırsat eşitliği, kadınların ayrımcılığa uğramaması, inanç özgürlüğü, ifade özgürlüğü” ile açıklanır oldu.
Serbestiyi getiren yönetmelikte bile “kadın” kelimesini kullanmaktan imtina ederek “bayan polisler” diyen (Kadın mıdır kız mıdır bilemezler!) zihniyet, böylece “kadınların özgürleştirilmesi” mücadelesinde yeni bir mevzi daha kazanmıştı! Demokrasimize hayırlı olsundu!
Bu “özgürleştirme mücadelesi” için koparılan yaygara altında kadınların kamusal alandan nasıl da sürüldüğünü, kadınların hayatına dair her türden yasal düzenlemenin kadınları nasıl da korkunç bir eşitsizlik sarmalına sürüklediğini görmezden gelmemiz bekleniyor.
İnancın yaşanmasında “devlet zorunun” yarattığı eşitsizlikten bahsedenler, din eğitimi ilkokul sıralarında zorunlu hale getirildiğinde, neredeyse tüm okullar imam hatip haline getirildiğinde, neredeyse tüm ders kitapları bir inancın tahayyülüne uygun insan ilişkileri öngören kalıplarla doldurulduğunda, bu kitaplarda “erkeğin kadın üzerindeki hakları, kadınların erkeğe karşı görevleri” anlatıldığında, “Hani nerede eşitlik?” diye soranlara demedikleri lafı bırakmıyorlar.