Cumhuriyet tarihimizin en büyük ekonomik krizinde toplum çok acılara tanık oldu ve dava sahibi olduk. Misal, ürettiğinden fazlasını tüketme, kazandığından çok harcama, devletini dolandırma, müşterine sadakat göster, ortağına kazık atma gibi… Sonra davamızı hatırladık ve krizden çıkıverdik. Bugün, o davaları unutup yeniden 2000 yılının gafletine gömüldük. Ürettiğimizden fazlasını tükettik; ithalat patladı. Kazandığımızdan fazlasını harcadık; borca battık. Üretimden vazgeçtik, doludizgin tüketen olduk.
Yemeği kim yedi? Yemeği, üretmeden tüketenler, kazandığından fazlasını harcayanlar, çalışmadan ATM’lerden para emenler, toplumun sırtından geçinen parazitler ve siyasetin kirlettikleri yedi. Bir de Kleptokratlar yani hırsız yöneticiler, kamuda çok maaş alanlar, Diyanet Holding CEO’ları, yandaşlar, candaşlar… Ne yazık ki üreten, çırpınan, çalışan, gayret eden kesimler ödeyecek. 13,5 milyon, adeta seruma bağlanmış gibi çalışmadan para alıyor. Onların yüzünden her birimiz, fazladan 2 saat çalışmak zorunda kalıyor. Şimdi de bulaşığa giren yine biz olacağız. Emekli, asgari ücretli, engelli, yetim…
Dışa bağımlılığı azaltacak en önemli davamız budur. Eğer ekonominin krizde olduğu acı gerçeğini kabul etmez isek, üretimi yeniden dava haline getiremeyiz. Refahın öldürdüğü üretim davasını diriltmenin yolu, hamasetten değil, gayretten geçer ancak. Yerli-milli masallarla işler yürümüyor. Türkiye; topyekûn üretim seferberliği başlatmak zorunda…