Laikliği sıfatlarla yumuşatmaya, önüne arkasına ekler koyarak “zararsız” hale getirmeye çalışmak masum bir dil tercihi değildir. Tam da toplumun ve yasaların dine göre yeniden düzenlenmeye çalışıldığı bir süreçte laiklik kelimesinden kaçınmak, mücadelenin merkezini terk etmek demektir.
Çünkü burada tartışılan şey inanç özgürlüğünün incelikleri değil; kamusal alanın, hukukun ve toplumsal yaşamın hangi ilkeye göre kurulacağıdır. Laiklik bu yüzden dümdüz laikliktir: Pazarlığı olmaz, yerine başka bir kavram ikame edilemez.
Ondan geri adım atılan her yerde boşluğu din referanslı tahakküm doldurur. İdeolojik mücadele ihmal edilir, laiklikten taviz vermeme gayesi savsaklanırsa siyasal İslamcı iktidara karşı gerçek bir direniş mümkün olabilir mi?
Diğer bir soru da: Eğitimden kültüre, üniversitelerden hukuk düzenine, festivallerden sanatçıların konserlerine, kadınların sokakta ne giyeceğine, çiftlerin öpüşmesine, kamuya açık alanlarda içki içilmesine kadar anti demokratik müdahale ve kurumsallaşma sürerken muhalefet partilerinin verdiği yanıt ne? Ne yazık ki, koca bir hiç!